|
Türkiye, adeta tarihin kırılma kavşağında ve yarınını arıyor. Bizler de sadece günümüzü değil, yarınlarımızı da belirleyecek nitelikte kritik olay ve gelişmeleri izliyor; bir anlamda, tarihe tanıklık ediyoruz.
On yıl kadar önce sıkça dillendirilen “küreselleÅŸme” ve “bilgi toplumu” kavramları, ülkemizde gerçek boyutlarıyla henüz algılanmaya ve anlamlandırılmaya baÅŸladı. Türkiye, umutla ve heyecanla vizyonunu arıyor.
Böylesi bir dönemde TÜGİAD yöneticileri olarak, küresel bir perspektifle ülkemizin sorunları ve geleceğiyle yakından ilgilenmek; sonuçta toplumsal zemini de olan vizyoner bir duruş sergilemek durumundayız.
Günümüzde, dünyanın gelecek tasarımı yapılmakta ve küresel boyutlu yeni bir denge aranmaktadır. SoÄŸuk savaÅŸ döneminin sona ermesinin ardından ortaya çıkan boÅŸluk henüz doldurulamamıştır. Nitekim, dünyanın en büyük askeri ittifakı olan NATO, son derece önemli ve tarihi toplantısını İstanbul’da gerçekleÅŸtirdi. Toplantı sonrası Zirveden beklenen açıklamalar yeterince açık ve çarpıcı nitelikte bulunmadı. Bunun bir süreç olduÄŸu ve bu süreçte ülkelerin üstlenecekleri rollerin ekonomik, sosyal ve stratejik derinlikleri ile paralel belirleneceÄŸi gerçeÄŸi göz ardı edilmemelidir.
Türkiye, Avrupa BirliÄŸine tam üyelik sürecinin en kritik aÅŸamasını yaÅŸamaktadır. AB tam üyeliÄŸimiz konusunda yıl sonunda yaÅŸanacak geliÅŸmelere iliÅŸkin belirsizlik henüz giderilememiÅŸtir. Türkiye, sorumluluklarının gereÄŸini yerine getirmeli; ancak kazanılmış haklarını da gözetmelidir. Zira AB’nin de bize karşı sorumlulukları vardır ve bu sorumluluklarını yerine getirmek durumundadır. Bir anlamda, Türkiye’nin, Avrupa BirliÄŸi’ne koÅŸulsuz teslimiyeti söz konusu olamaz. DiÄŸer yandan, “Birlik” kavramından da, egemenlik haklarını bir merkezde toplayan “statü” deÄŸil; yönetiÅŸim(governance) olgusundan da esinlenerek, egemenlik haklarının yaygınlaÅŸtırılması ve paylaşımı, anlaşılmalıdır.
Yeni bir bin yılın eşiğindeki dünyada artık, gelecek on yılların "vizyon"u konuşuluyor ve tasarlanıyor. Bilgiye dayalı teknolojilerin baş döndürdüğü; bilişim otoyollarıyla kuşatılmış bir dünyada, Türkiye'nin yeri ne olacak?
2010 yılında Türkiye, ekonomide, eğitimde, sağlıkta, bilimde, hukukta hangi düzeyde olacak? Ekonomik büyüme ve kalkınma hızımız, nüfus artış oranımızı taşıyabilecek mi? Beyin gücümüzü, ülkemizde tutma başarısını ne oranda başarabileceğiz? Hala ekonomik krizlerin, toplumsal ayrışmanın endişesi içinde ve umutsuzca yaşamaya devam mı edeceğiz?
Türkiye, artık bu tür soruların cevaplarını sorunsuz biçimde verilebileceği bir ülke olmalıdır. Bu ülke bizlerden, yıllarının ötesinin kurgulaması ve planlamasını bekliyor. 21'inci yüzyıla uygun yapılanmayı ortaya koyamadıktan sonra, sadece Avrupa Birliğine tam üye olma merkezli yoğunlaşmamız, yaşadığımız hayal kırıklıklarının son olmamasına yol açacaktır. Oysa, yoğunlaşmamızın merkezinde dünya ve tüm insanlık olmalı; ancak bunun için de öncelikle ülkemiz ve insanımızın yarınlarına yönelik endişeleri gidermeli ve çaba harcamalıyız.
Türkiye güçlü bir ülkedir. Bu gücünü, coÄŸrafi konumundan, sınırlarını aÅŸan ortak kültür havzasının büyüklüğünden, tarihi birikiminden, genç ve dinamik nüfusundan, zoru baÅŸaran giriÅŸimcisinden, evrensel nitelikte kabul görmüş insani deÄŸerlerinden, demokratikleÅŸme sürecinde kazandığı birikimden ve Cumhuriyetimizin kazanımlarından almaktadır. Sahip olduÄŸu bu güç parametreleriyle uygun bölgesel açılımlar yapan bir Türkiye, bazılarının dillendirdiÄŸi “medeniyetler çatışmasını” da engelleyebilecek önemli bir ülkedir. İnsanlık, refah toplumunda ve barışın hüküm sürdüğü bir dünyada yaÅŸamak istemektedir.
Türkiye olarak bizim de istediğimiz budur.
Türkiye, tarihi, coğrafyası ve beşeri derinlikleri sebebiyle dünyada kalıcı barış ve istikrarın hem kilidi, hem de anahtarı bir ülkedir. Bu gerçeğin, dünyanın ve tüm insanlığın huzur ve zenginliği için değerlendirilmesi, bizim kadar diğer ülkelerin de göz ardı etmemeleri gereken bir husustur. Önce coğrafyamızda ve ardından küresel boyutta oluşmasını dilediğimiz yeni dünya medeniyetinin oluşumunda, AB sürecinde yaşanacak gelişmeler de belirleyici olacaktır. Umarız bu gelişmeler, insanlığın ortak akıl, bilinç ve çıkarı çerçevesinde oluşur.
Dünyanın yeni dengesini tesis etme çabalarının, beraberinde yeni bir dünya medeniyeti projesinin çerçevesini de ortaya koyması kaçınılmaz olacaktır. Anılan çerçevenin, insanlığın ortak değerlerini kucaklaması, küresel barış ve istikrarın da güvencesi olacaktır. Evrenselleştirilebilir nitelikteki değerlerimiz üzerine oturmuş küresel boyutlu bir medeniyet, insanlık için istikrarın, huzurun ve zenginliğin kaynağıdır.
Türkiye, Cumhuriyetin kazanımlarından edindiği birikimle, çağdaş ve modern dünyada etkin biçimde yer almak ve sürdürülebilir biçimde kalkınmak için öncelikle toplumsal uzlaşmayı başarmak zorundadır. Uzlaşmadan ortak dil; ortak dil olmadan ulusal ve küresel bir vizyonumuz olamayacaktır.
Sorunlarımız nasıl tanımlanırsa tanımlansın, deÄŸiÅŸmeyen tek gerçeÄŸimiz “Türkiye’nin ciddi sorunlarının var olduÄŸu ve artık bunların çözümlenmesi gerektiÄŸidir”.
Türkiye başaracaktır. Güven duygusu, en önemli sosyal sermayemizdir. Kendimize, ülkemize, özverisi ve sabrı defalarca sınanmış ve sonuçta başarılı çıkmış milletimize güveniyoruz.
Bunun için, iÅŸ dünyası üzerine düşen sorumluluÄŸu yerine getirecektir. Türkiye’de giriÅŸimci ve iÅŸadamı olmanın ağır bedellerini ödememize raÄŸmen, ülkemize karşı olan sorumluluklarımızın gereklerini yapmak durumundayız. İşadamlarının, sorunlarını aÅŸamamış bir ülkede çalışarak, koÅŸulları giderek ağırlaÅŸan ve deÄŸiÅŸen ekonomik rekabet ortamında baÅŸarılı olmaları mümkün deÄŸildir. Zira, küreselleÅŸme nedeniyle, iÅŸadamlarının baÅŸarısının sadece iÅŸletmeleri ve yatırımları ile sınırlı bir çevreden oluÅŸmadığı, artık görülmelidir. Güçlü ve sorunsuz bir toplum; ayrıca istikrarlı ve vizyoner bir yönetim olmadan, bir ülkede iÅŸ hayatında baÅŸarılı olmayı düşünmek, hiç de gerçekci bir düşünce deÄŸildir.
TÜGİAD olarak önce kendi aramızda bu bilinci yaygınlaştırma ve iş adamının sosyal sorumluluğununun gereklerini yapma konusunda çalışacağız. Sadece ekonomik alanlı değil; ülkemizi ve toplulumuzun temel sorunlarını içeren alanlarla da yakından ilgileneceğiz. Ülkemiz, insanımız ve dünyamız için sorumluluğumuz ve gerçekleştirilecek hayallerimiz var.
Artık sorunlarımızı tanımlama ve suçluları arama tartışmalarını bırakmalı; ortak dili yakalamalıyız.
Kendimize güvenmeliyiz.. Hayallerimiz için çok çalışmalıyız. Ta ki, dünyanın herhangi bir yerinden havalanan her uçağın içinde, en az bir devlet adamımızın, girişimcimizin, işadamımızın, yöneticimizin, bilim adamımızın, sanatçımızın, diplomatımızın, sporcumuzun ve kültür elçimizin bulunmasını sağlayana ve bunu başarana dek.
Murat SARAYLI
TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı
TÜGİAD VE İMKB İŞBİRLİĞİ İLE AİLE ŞİRKETLERİNDE KURUMSALLAŞMA PANELLERİ
Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) aile şirketlerinde kurumsallaşmayı konu edinen ortak bir eğitim projesine imza attı.
TÜGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Dr. İlhami Fındıkçı koordinatörlüğünde gerçekleÅŸtirilen projede, ilki 22 Eylül 2004 tarihinde Bursa’da olmak üzere Konya, Kayseri, İstanbul, Gaziantep, İzmir, Antalya, Ankara, Erzurum, Kocaeli’nin dahil olduÄŸu 10 ilde “Aile Åžirketlerinde Yönetim, KurumsallaÅŸma ve Halka Açılma” konulu eÄŸitim panelleri gerçekleÅŸtirecek.
Proje ile ilgili kamuoyuna bilgi verilmesi amacıyla 21 Eylül Salı günü TÜGİAD merkezinde bir basın toplantısı düzenlendi.
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) BaÅŸkanı Osman Birsen’in de katıldığı toplantıda konuÅŸan TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, Türkiye’de büyük bir çoÄŸunluÄŸu aile ÅŸirketlerinin oluÅŸturduÄŸunu söyledi. Saraylı projeyi bu ÅŸirketlerin kurumsallaÅŸmayla ilgili yapılanmasını tamamlaması ve doÄŸru kaynaklara doÄŸru ÅŸekilde ulaÅŸabilmesi için 20 ilde eÄŸitim seminerleri düzenleyecek bir proje geliÅŸtirdiklerini söyledi.
TÜGİAD Başkanı, İMKB ile panellerin yapılacağı illerin Sanayi ve Ticaret Odalarının desteklediği seminerlerde, klasik aile şirketlerinin genel gelişimi, kurumsallaşma, yeni kuşaklara iş devri, yetki ve sorumluluk dengesi ve borsaya açılma gibi konuların işleneceğini kaydetti.
İMKB Başkanı Osman Birsen ise, iletişim teknolojilerine uyum çalışmaları, şirket birleşmeleri ve kurumsallaşmanın günümüz ekonomilerinde önemli 3 trend olduğunu, kurumsallaşmanın, global ve acımasız rekabetin devam ettiği dünyada daha da önem kazandığını ifade etti.
İMKB’nin daha çok üst grubu temsil eden bir borsa yapısında olduÄŸunu, KOBİ’ler için KOBİ Borsası ÅŸeklinde farklı bir çözüm yolu bulunduÄŸunu anımsatan Birsen, ÅŸunları kaydetti:
“Birincil Ulusal Pazar koÅŸullarını daha ağırlaÅŸtırmakla beraber, bu ÅŸartları taşımayan diÄŸer ÅŸirketler açısından koyduÄŸumuz tüm kuralları kaldırdık. Yani Ulusal Pazar’a girmeyenlerin hepsinin, hiçbir sınır görmeksizin tek isteklerinin bizim tarafımızdan kabul edilebileceÄŸi ÅŸartlar içinde İkinci Ulusal Pazar’da yer almasını temin edecek düzenlemeyi yaptık. Bu düzenlemeyi biz yeni yapmadık. Düzenlemeden kriz ÅŸartlarında yararlanılamayacağını biliyorduk. Bir ÅŸekilde altyapımızı bugünün ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirdik. Önümüzdeki dönemde burada ciddi katılımları göreceÄŸiz.”
Konuyla ilgili uzman konuşmacıların katılacağı ve işadamlarına yönelik panel formatındaki eğitim, bu 10 ildeki Ticaret Odaları ile işbirliği yapılarak düzenlenecek.
Aile Åžirketlerinde Yönetim, KurumsallaÅŸma ve Halka Açılma konularının iÅŸleneceÄŸi eÄŸitim panellerinin temel amacı, aile ÅŸirketi sahipleri ve profesyonel yöneticilerin, ÅŸirket yönetimine özgü sorunları çözmelerine ve yönetim organizasyonu ile ilgili yeni trendleri edinmelerine yardımcı olmaktır. BilindiÄŸi gibi sadece Türkiye’de deÄŸil dünya genelinde de kamunun dışındaki ÅŸirketlerin büyük çoÄŸunluÄŸunu aile ÅŸirketleri oluÅŸturmaktadır. Türkiye’deki ÅŸirketlerin yaklaşık yüzde 95’i aile ÅŸirketidir ve bu oran dünyanın deÄŸiÅŸik ülkelerinde farklılıklar göstermekle birlikte oldukça yüksektir.
Aile ÅŸirketlerinde genellikle iÅŸin çekirdeÄŸinden gelen iÅŸ sahiplerinin zamanla yönetim ve organizasyon, yetki devri, kurumsallaÅŸma, ikinci kuÅŸağın yetiÅŸmesi ve iÅŸe uyumu, liderlik ve benzeri konularda yetersiz kalabildikleri ve arayış içinde oldukları bilinmektedir. TÜGİAD ve İMKB’nin iÅŸbirliÄŸi ile hazırlanan eÄŸitim programı ile aile ÅŸirketi sahipleri ve yöneticilerin sözü edilen konulardaki temel akademik ve pratik bilgi ve deneyimleri kazanmalarına yardımcı olunması planlanmaktadır.
Türkiye Genç İşadamları DerneÄŸi ile İstanbul Menkul Kıymetler Borsa’nın iÅŸbirliÄŸinde düzenlenen “Aile Åžirketlerinde Yönetim, KurumsallaÅŸma ve Halka Açılma” konulu panelin ilki, 22 Eylül ÇarÅŸamba günü Bursa’da düzenlendi.
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Salonu’nda düzenlenen ve Bursa Valisi OÄŸuz KaÄŸan Köksal’ında dahil olduÄŸu kalabalık bir dinleyici grubunun izlediÄŸi panele katılan konuÅŸmacılar, aile ÅŸirketlerinin genel sanayi yapılanmasındaki önemine deÄŸindiler. Bursa Valisi OÄŸuz KaÄŸan Köksal aile ÅŸirketlerinin hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için yönetim kadrolarında, profesyonelleri istihdam etmeleri gerektiÄŸini belirtti.
Panelde Prof. Dr. Özcan Köknel “Aile içi iletiÅŸim ve etkileÅŸim”, Dr. İlhami Fındıkçı “Aile ÅŸirketlerinde yönetim ve kurumsallaÅŸma”, Alev Mumcu Dumanlı “Halka arz, kotasyon ve borsada iÅŸlem görme” konularında bilgi verdiler.
Panelin açılış konuÅŸmasını yapan TÜGİAD Bursa Åžubesi BaÅŸkanı Hakan Örüç, aile ÅŸirketlerinin sosyal ve ekonomik hayatın içerisinde önemli bir paya sahip olduÄŸunu, yapılan araÅŸtırmaların her 100 aile ÅŸirketinden ancak 20’sinin ikinci kuÅŸaÄŸa kadar devam edebildiÄŸini belirterek,”Üçüncü kuÅŸaÄŸa kadar yaÅŸamını devam ettirebilenlerin sayasının ise yüz ÅŸirketin sadece 3’ü gibi çok küçük bir oranda kaldığı anlaşılmaktadır.Aile ÅŸirketlerinde büyük çoÄŸunluÄŸun iÅŸin çekirdeÄŸinden gelen iÅŸ sahiplerinin zamanla yönetim, organizasyon, yetki devri, kurumsallaÅŸma, ikinci kuÅŸağın yetiÅŸmesi ve iÅŸe uyumu, liderlik ve benzeri konularda yetersiz kaldıkları ve arayış içinde oldukları bilinmektedir.” diye konuÅŸtu.
BTSO Genel Sekreteri Tolga Yücel’de konuÅŸmasında, aile ÅŸirketlerinde yönetim ve kurumsallaÅŸmanın her geçen gün biraz daha derinliÄŸine tartışıldığını vurguladı.Aile ÅŸirketlerinde kurumsallaÅŸma baÅŸta olmak üzere, yetki devri, yönetim organizasyonu, sorumluluk gibi birçok alanlarda sorunlar yaÅŸandığına dikkat çeken Yücel, “Bu sorunların çözümü aile ÅŸirketi sahipleri ve profesyonel yöneticilerin kendilerini geliÅŸtirmeleri ve konuyla ilgili bilgi ve becerilerini artırmalarına baÄŸlı.Kurumsal yönetim kavramı, son 10 yılda çok tartışılan ve ilgi gören bir kavram oldu.” diye konuÅŸtu.
Panelde yaptığı konuÅŸmada bireyin; bedensel, ruhsal ve toplumsal alanlarla çevrelendiÄŸine iÅŸaret eden Prof.Dr.Özcan Köknel “ Her birey farklı bir dünya demek.Aile ÅŸirketleri, iÅŸletmelerinde görevlendirdikleri çalışanlarına bu gözle bakmalı.Çalışanları arasında görevlendirmede bulunurken; onların yetenek, bilgi ve ilgi alanlarını dikkate almalı.Bu hem üst düzey verim, hem de kiÅŸinin ruh saÄŸlığı açısından oldukça önemli” diye konuÅŸtu.
“Aile Åžirketlerinde Yönetim,KurumsallaÅŸma ve Halka Açılma” konulu paneller dizisinin koordinatörü olan TÜGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Dr. İlhami Fındıkçı, panelde yaptığı konuÅŸmada aile ÅŸirketi olmanın önemli avantajları olduÄŸuna iÅŸaret etti. Dr. Fındıkçı temel amacın aile birliÄŸini koruyarak, kurumsallaÅŸmayı baÅŸarmak olduÄŸunu söyledi.Aile ÅŸirketi yapısının genellikle geliÅŸme, deÄŸiÅŸme, siste matize olma yolunda önemli bir engel gibi algılandığına dikkat çeken Fındıkçı, “Ancak bir kurumun geliÅŸmesi ve kısa sürede baÅŸarılı olmasında 'olmazsa olmaz’I aile ÅŸirketi karakterinden kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. O halde hedef, aile ÅŸirketi karakterinin verdiÄŸi potansiyel gücü koruyarak kurumsallaÅŸmaktır.” dedi.
İMKB Kotasyon Müdürlüğü Müdür Yardımcısı Alev Mumcu Dumanlı’da halka arz-satış yöntemleri hakkında bilgi verdi.
TÜGİAD’INYENİ EKONOMİK PROGRAM VE IMF BEKLENTİ ANKETİ
150.000 kiÅŸiye istihdam saÄŸlayan, 2003 yılında ihracat rakkamları 3 milyar doları aÅŸan ve cirosu 9 milyar doları geçen kurum ve kuruluÅŸların sahibi olan genç giriÅŸimcilerin üyesi olduÄŸu TÜGİAD, 2005 ile 2007 arasında uygulanacak olan yeni 3 yıllık ekonomik program ve bu program çerçevesinde Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yeni bir stand-by sürecine yönelik olarak, iÅŸ dünyasının deÄŸerlendirme ve beklentilerini ortaya koyacak bir anket çalışmasını, ekonomi yönetimi tarafından IMF Heyeti’nin yeni dönemi görüşmek üzere Türkiye’ye davet edildiÄŸi bir dönemde, gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Söz konusu anket, TÜGİAD üyelerinin 3 yıllık yeni programdan beklentilerini ortaya koymaktadır.
TÜGİAD üyelerinin anket sorularına verdikleri cevapların deÄŸerlendirilmesi sonucunda pek çok çarpıcı sonuç öne çıkmaktadır. Öncelikle, ankete katılan üyelerinin yüzde 70 gibi önemli bir çoÄŸunluÄŸu IMF’siz bir 3 yıllık ekonomik programı uygulamanın veya yürütebilmenin mümkün olmadığı görüşünü desteklemiÅŸtir. Nitekim, bu yüzde 70’lik ağırlık, Hükümet’in bitirdiÄŸimiz hafta IMF Heyeti’ni yeni dönem için görüşmelerde bulunmak üzere davet etmesiyle örtüşmektedir.
Yüzde 73 oranında katılımcı, Hükümeti IMF ile yeni bir program uygulama konusunda orta ölçüde kararlı bulurken, yüzde 16 oranında ise yüksek ölçüde kararlı bulmakta. IMF Heyeti’nin sürpriz bir geliÅŸme ile geçtiÄŸimiz hafta sonu Türkiye’ye davet edilmesi, iÅŸ dünyasının Hükümet’in IMF ile birlikte yeni bir program uygulama konusundaki beklentileri açısından önemli bir adım olmak ile birlikte, IMF ile yeni programın oluÅŸturulmasına yönelik çalışmaların geciktirilmemesi yönündeki kuvvetli beklentinin de bu anket ile ortaya çıktığı dikkate alındığında; ekonomi yönetiminin de söz konusu bu beklentiyi algıladığını gösteriyor.
Hükümetin yeni ekonomik programı başarıyla uygulama şansı yüzde 33 oranında yüksek, yüzde 51 oranında orta ölçüde yüksek bulunmakta. TÜGİAD üyeleri hükümetin mevcut programı uygulamadaki başarısını göz önünde tutarak, bu yüksek güveni oylarıyla sergilemekte iken, diğer taraftan da önümüzdeki dönemde özellikle ham petrol ve uluslararası faizlerdeki yükseliş gibi muhtemel dış şokların olası negatif etkileri nedeniyle, mali disipline hükümetin geçmiş dönemde gösterdiği azami dikkatin yeni programda daha da önemli hale geldiğinin altını çiziyorlar.
Öte yandan TUGIAD üyeleri, ülkenin gündeminde bir erken seçim olasılığı olmadığı görüşündeler. Bununla birlikte, IMF ile birlikte yürütülecek bir ekonomik programın olası bir erken seçim nedeniyle aksaması ihtimaline evet diyen üyelerin oranının yüzde 45,6 ile hayli yüksek olması, TÜGİAD üyelerinin olası bir erken seçim atmosferine girilmesi halinde programın sağlıklı bir şekilde yürütülmemesi ile ilgili endişelerini de göstermekte.
Ankete katılanların büyük çoÄŸunluÄŸu, 2005 yılındaki kaynak ihtiyacı nedeniyle IMF ile anlaÅŸma ÅŸeklinin normal stand-by olması gerektiÄŸini düşünürken, hükümetin de, IMF’nin de normal stand-by’ı tercih edeceÄŸi görüşündeler. IMF’nin olası tercihinin muhtemel dış ÅŸokları da göz önüne alan kapsamlı bir stand-by olması ise, geçtiÄŸimiz IMF orijinli programın saÄŸladığı baÅŸarının IMF açısından da devamlılığının garanti altına alınmasının TÜGİAD üyelerince önemli bir nokta olduÄŸunu gösteriyor. İhtiyati stand-by olasılığının ise yüzde 25 oranında tercih edildiÄŸi gözlemleniyor. TÜGİAD üyelerinin yüzde 60’a yakını daha net önlemleri içeren bir stand-by’ı tercih ediyor.
Yeni bir ekonomik programda ağırlığın iç ve dış borçların iyileştirilmesine verilmesi gerektiğini düşünen TÜGİAD üyeleri; bazı durumlarda büyüme ve istihdama göre daha öncelikli olarak istikrarlı bir ekonomi ve müreffeh bir gelecek için tavizsiz olarak mali disipline öncelik verilmesi gerektiği görüşündeler.
Anketin kritik noktalarından birisi olarak, ekim ayında hem AB Komisyonu’nun Türkiye ilerleme raporunun, hem de IMF ile gerçekleÅŸtirilecek beraberliÄŸin eÅŸ zamanlı belli olacağı dikkate alınır ise, TÜGİAD üyelerinin yüzde 88 oranında ağırlıklı bir bölümü AB’den müzakere tarihi alınmasının, yeni ekonomik programın IMF desteÄŸi olmaksızın uygulanmasına alternatif
olamayacağını, hem AB Komisyon Raporu’nun müzakereler konusunu netleÅŸtirmesinin, hem de IMF ile birlikte uygulanacak bir yeni bir ekonomik programın birlikte olması gerektiÄŸini vurguluyorlar.
3 yıllık yeni ekonomik programda, birinci önceliğin yapısal reformlara, ikinci önceliğin cari işlemler ve ödemeler dengesine, üçüncü önceliğin ise borçların sürdürülebilirliğine verilmesi gerektiğini düşünen genç işadamları, bir kez daha istihdam, büyüme ve enflasyon hedefinin diğer üç önceliğin ardından gelebileceğine işaret ediyorlar.
Özel sektör giriÅŸimcileri olarak; TÜGİAD üyelerinin yatırım ve iÅŸ ortamının iyileÅŸtirilmesi adına IMF destekli yeni bir programdan ağırlıklı beklentileri, yüzde 39,4 ile yabancı sermayenin Türkiye’ye ilgisinin artması olarak öne çıkıyor. Bunu yüzde 33.3 oranında tercih ile reel faizlerin düşürülmesi ve yüzde 30.3 oranında tercih ile üretim maliyetlerinin iyileÅŸtirilmesi izliyor. IMF destekli yeni bir programa imza atılmasının yabancı sermayeye net bir mesaj vereceÄŸinin altı çizilirken, bunun da beraberinde programın reel faizlerin düşürülmesi ve üretim maliyetlerinin iyileÅŸtirilmesi için fırsat yaratacağı görüşündeler.
Yeni ekonomik programla 2005 yılında ilk olarak ne yapılmasını istedikleri sorusuna genç iÅŸ adamları çok ezici bir çoÄŸunlukla vergi yükünün azaltılması cevabını veriyorlar. İkinci sırayı ise reel kur politikasına geçilmesi alıyor. Bu noktada, AK Parti Hükümeti’nin kayıt altındaki iÅŸ dünyasının vergi yükünün hafifletilmesi yönünde düzenlemelere gitmesi yönündeki beklentilerin ağır bastığı ve IMF ile büyük ölçüde ekonomi yönetiminin bu konuda pazarlık yapmasının beklendiÄŸi görülüyor.
Yine büyük bir çoÄŸunlukla IMF ile anlaÅŸmanın reel sektörün finansmanına “uluslararası piyasalardan ve kurumlardan daha rahat borçlanabilme” kolaylığı getireceÄŸi yönünde görüş belirtiliyor. Bu da yeni yatırım ve modernizasyon yatırımlarının finansmanı için gereken fonun, IMF ile yeni bir stand-by’a yönelik anlaÅŸmanın uluslararası piyasalara vereceÄŸi net mesajla daha kolay ve daha düşük maliyetle gerçekleÅŸmesine yapacağı katkıya inanıldığını gösteriyor. Nitekim, ödemeler dengesinin ocak-mayıs dönemi verileri incelendiÄŸinde, reel sektörün 4 milyar doların üzerinde dış borçlanma kullandığı dikkate alındığında, TÜGİAD üyelerinin bu konudaki taleplerinin reel ekonominin uygulamaları ile örtüştüğü görülüyor.
TÜGİAD, bu anketten çıkan beklentiler çerçevesinde IMF’in eylül ayında gerçekleÅŸtireceÄŸi 9. Gözden Geçirme ve yeni ekonomik programa yönelik ziyareti esnasında, Hükümet ile IMF’in görüşme sürecine katkıda bulunacak bir teknik çalışmayı da baÅŸlatma kararı almıştır.
Bu anketten çıkan sonuçlar çerçevesinde TÜGİAD BaÅŸkanı Murat Saraylı, 59. Hükümet’in mevcut programı uygulamaktaki baÅŸarısının, özellikle de mali disiplindeki baÅŸarısının yeni 3 yıllık programa tavizsiz bir ÅŸekilde taşınmasının ve yapısal reformlara ağırlık vermenin gereÄŸini vurgulamakta, bugüne kadar elde edilen kazanımların korunması ve daha da ileriye götürülmesi hususunda gerekli hassasiyetin gösterilmesinin öneminin altını çizmektedir.
NOT: TÜGİAD yeni ekonomik program ve IMF beklenti anketinin yüzdeleri ekte bilginize sunulmuştur.
1) Sizce, IMF'siz bir 3 yıllık ekonomik programı uygulamak veya yürütebilmek mümkün mü?
DeÄŸerlendirme
a) Evet %30.9
b) Hayır %69.1
2) Hükümet'i IMF ile yeni bir program uygulamak konusunda ne kadar samimi görüyorsunuz?
DeÄŸerlendirme
a) Çok %16,7
b) Orta Ölçüde %75,7
c) Az %7,6
3) Hükümet'in yeni ekonomik programı başarıyla uygulama şansını nasıl görüyorsunuz?
DeÄŸerlendirme
a) Yüksek % 33,8
b) Orta Ölçüde % 51,5
c) Düşük % 14,7
4) IMF ile birlikte uygulanabilecek yeni bir ekonomik programın, erken seçim nedeniyle aksamasından endişe ediyor musunuz?
DeÄŸerlendirme
a) Evet % 45,6
b) Hayır % 54,4
5) IMF ile Anlaşma şekli ne olmalı?
DeÄŸerlendirme
a) Normal Stand-by % 53,7
b) İhtiyati Stand-.by % 22,4
c) Yakın İzleme Anlaşması % 23,9
6) Hükümet sizce ne tür bir anlaşmayı tercih edecektir?
DeÄŸerlendirme
a) Normal Stand-by % 60,3
b) İhtiyati Stand-.by %25
c) Yakın İzleme Anlaşması % 14,7
7) IMF tarafı sizce ne tür bir anlaşmayı tercih edecektir?
DeÄŸerlendirme
b) İhtiyati Stand-.by % 24,2
c) Yakın İzleme Anlaşması % 14,7
a) Normal Stand-by % 59,1
8) Sizce IMF programında mali disiplin bir miktar gevşetilerek, büyüme ve istihdama mı ağırlık verilsin; yoksa iç ve dış borçların yükünün iyileştirilmesine yönelik politikalara mı ağırlık verilsin?
DeÄŸerlendirme
a) Büyüme ve İstihdam % 43,1
b) İç ve dış borçların iyileştirilmesi % 56,9
9) AB 'den müzakere tarihi alınması , IMF programına alternatif olabilirmi? Yoksa ikisi birlikte mi olmalı?
DeÄŸerlendirme
a) AB alternatif olabilir % 12,1
b) AB ve IMF birlikte olmalı % 87,9
10) Sizce 3 yıllık programda öncelik sıralaması ne olmalıdır?
(1'den 5'e doğru sıralayınız)
DeÄŸerlendirme
a) Enflasyon % 16,4
b) Yapısal Reformlar % 30,8
c) Borçların sürdürülebilirliği % 18,2
d) İstihdam-büyüme % 7,3
e) Cari İşlemler-Ödemeler Dengesi % 27,3
11) Özel sektör girişimciler olarak, yatırım ve iş ortamının
iyileştirilmesi adına, IMF destekli yeni bir programdan beklentiniz nedir?
DeÄŸerlendirme
a) Para politikasının bir miktar gevşetilmesi % 4,5
b) Reel kur politikasına ağırlık verilmesi % 18,2
c) Üretim maliyetlerinin iyileştirilmesi % 30,3
d) Vergi avantajlarının arttırılması % 25,7
e) Yabancı sermayenin Türkiye'ye ilgisinin artması
% 39,4
f) Reel faizlerin düşürülmesi % 33,3
12) Yeni ekonomik programla, 2005 yılında ilk olarak ne yapılmasını istersiniz?
DeÄŸerlendirme
a) İşgücü maliyetlerinin azaltılması % 13,2
b) Bölgesel asgari ücretlendirme yöntemine geçilmesi % 2,9
c) Reel faizlerin düşürülmesi % 8,8
d) Vergi yükünün azaltılması % 58,8
e) Reel kur politikasına geçilmesi % 14,2
13) IMF ile anlaşma ve IMF destekli yeni bir ekonomik program, reel sektörün finansmanına ne tür kolaylıklar getirmeli?
DeÄŸerlendirme
a) Banka kredilerinin canlanması % 25
b) AB fonlarının canlandırılması % 10,3
c) Uluslararası piyasalardan ve kurumlardan daha rahat borçlanabilme % 52,9
d) Sermaye piyasasının canlanmasına bağlı olarak halka arz yoluyla kaynak yaratabilme % 13,2
e) Özel sektör tahvil arzı yoluyla kaynak yaratabilme % 5,9
IMF Heyetiyle çalışma yemeğinde bir araya gelen TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Saraylı:
“IMF’ye olan borcumuzu ödeyebilecek kaynaklara ve inanca sahibiz borcu çocuklarımıza bırakmayacağız.”
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile üzerinde mutabakat saÄŸlanan 4 Åžubat 2002 tarihli Stand-by düzenlemesi kapsamında 9. Gözden Geçirme çalışmaları için Türkiye’ye gelen IMF Heyeti’nin, İstanbul’daki temaslarından biri de TÜGİAD oldu.
IMF Türkiye Misyon Şefi Reza Moghadam başkanlığındaki IMF Heyeti 17 Eylül 2004 Cuma günü TÜGİAD Yönetim Kurulu Üyeleri ile bir çalışma yemeğinde bir araya geldi.
TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Saraylı, yapılan görüşmelerde yüksek maliyetler nedeniyle yatırım yapmakta ve büyümeyi finanse etmekte zorlandıklarını ve rekabette sıkıntı çektiklerini söyledi.
Murat Saraylı, yatırım yapmanın TÜGİAD’ın öncelikleri içerisinde olduÄŸunu belirterek, Türkiye’nin IMF’ye olan borçlarını faiziyle ödeyebilecek kaynaklarının ve inancının olduÄŸunu ifade ettiklerini kaydetti.
Görüşme sırasında IMF Heyetinin TÜGİAD’ın üyeleri arasında yapılan bir anketin sonuçlarını verdiklerini söyleyen Saraylı, TÜGİAD üyelerinin endiÅŸe ve görüşlerini Heyetle paylaÅŸtıklarını bildirdi.
TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Saraylı’nın IMF ile gerçekleÅŸtirdikleri görüşmede sunduÄŸu anket çalışmasına göre ankete katılan TÜGİAD üyelerinin yüzde 94.3’ü yeni bir IMF anlaÅŸmasının gerekli olduÄŸunu, yüzde 70.2’si IMF olmadan ekonomik programın uygulanamayacağını belirtti. Ankete göre TÜGİAD üyelerinin fikri ekonomik görünümün iyileÅŸmesi için tek başına IMF’nin yetmeyeceÄŸi yönünde. Avrupa BirliÄŸini olmazsa olmaz listesine alan TÜGİAD üyelerinin yüzde 5.9’u “Sadece IMF yeter” derken, “Sadece AB üyeliÄŸi” diyenlerin oranı ise yüzde 31.8 gibi azımsanmayacak bir seviyede. Ankette üyelerin büyük bir çoÄŸunluÄŸunu içine alan yüzde 62.4’lük oran ise AB ve IMF’nin bir arada olması gerektiÄŸini savunuyor.
Murat Saraylı “Görüşmeler daha çok yatırım için ortada olan finansal kaynaklar ve bu kaynakların maliyeti ile önümüzdeki iki yıl piyasalarda oluÅŸacak yüksek faizin borç geri ödemesiyle düşmeyecek, olası yeni yatırımlar üzerindeki muhtemel etkileri merkezinde oldu” diye konuÅŸtu.
Murat Saraylı IMF temaslarında verdikleri mesajı ise şöyle anlattı “ Yeni programa biz sürdürülebilir büyüme, iÅŸ ve rekabet ismini verdik. Bu üçünü saÄŸlayan program bekliyoruz.”
AB yine gündeme gelecek
GeçtiÄŸimiz aylarda baÅŸlayan ve Çukurova Grubu’nun borç ödemesine baÄŸlı olarak ekim ayında ara veren yükseliÅŸ trendinin aralık ayında eski hızına kavuÅŸması bekleniyor. İMKB 100 Endeksi’nde yaÅŸanması beklenen bu rallinin ön hazırlıkları ise kasım ayında yapılacaktır.
Eylül ayında İMKB 100 Endeksi’nin yeni rekorlar kırmasına neden olan Türkiye’nin AB üyeliÄŸi ile ilgili geliÅŸmeler, yaklaşık 20 günlük aradan sonra yine Kasım ayında damgasını vuracak. Hatırlanacağı gibi bu 20 günlük sürede ise gerek Türkiye ekonomisini gerekse İMKB 100 Endeksi’ni çok yakından ilgilendiren baÅŸka bir olay yaÅŸandı. Sözkonusu sure içinde Çukurova Grubu’nun TMSF’ye ve Yapı Kredi Bankası’na olan borçlarını ödeyeceÄŸi mi, yoksa ödemeyeceÄŸi mi tartışmalarına sahne oldu. Bu tartışmalardan şüphesiz ki en çok etkilenen İMKB - 100 Endeksi oldu. Dolayısıyla bu ayın ilk haftası ise yine Çukurova Grubu’na endeksli bir hafta olacak. AB yörüngesindeki hareket ise hemen ardından baÅŸlayacak. Kasım ayının son günlerinde ise AB müzakerelerinin baÅŸlaması için verilecek tarih konusundaki spekülasyonlar asıl belirleyici olacak.
Borsada yeni zirveler keÅŸfedilecek
Çukurova Grubu TMSF’ye ve Yapı Kredi Bankası’na parayı edese de ödemezse de, İMKB 100 Endeksi’nin bu ay sonunu yeni rekorlarla bitirmesine kesin gözüyle bakılıyor. DiÄŸer taraftan AB üyeliliÄŸi öncesinde pozisyon belirleme çabası içinde olan yerli ve yabancı yatırımcıların tavranı da Çukurova Grubu’nun ekim ayı sonundaki tavrı belirleyecek. EÄŸer Çukurova Grubu, 20 aylık süreyi kapsayan erken ödeme planına uyar ve eylül ve ekim ayı borçlarını öderse, İMKB 100 Endeksi’ndeki hareket hemen ay başında baÅŸlayacaktır. Buna baÄŸlı olarak da baÅŸta yabancı yatırımcılar olmak üzere tüm piyasa oyuncularının treni kaçırmamak için hisse senedi alımına baÅŸlaması muhtemel. Dolayısıyla bu yıl içinde bir kaç test edilen ve geçilen 1.5 cent direnci yeniden geçilecektir. Sonuçta, yine bir kaç kar amaçlı satış dalgası ile maliyetler oluÅŸturulur ve İMKB 100 Endeksi’ndeki çıkış hareketi devam eder.
İMKB 100 Endeksi’ndeki diÄŸer yükseliÅŸ olasılığı ise Çukurova Grubu’nun parayı ödeyemesine baÄŸlı olarak yaÅŸanır. EÄŸer Grup parayı ödeyemez ve 31 Ocak 2003 tarihinde imzalanan 15 yılı kapsayan ilk ödeme planına dönülürse, kasım ayının ilk haftasında İMKB 100 Endeksi’nde ciddi bir satış dalgası yaÅŸanır. BaÅŸka mali endeks hisseleri olmak üzere İMKB 30 hisselerinde baÅŸlayan gerileme genele yayılarak devam eder. Ancak bu düşüş trendinin fazla sürmesi beklenmiyor. AB beklentisi tekrar gündeme geleceÄŸi için portföylerinde temel verileri kuvvetli hisse senetlerini muhafaza edecek olan büyük oyuncular, Çukurova olayına baÄŸlı olarak yaÅŸanan satışları dip seviyelerde yakalama uÄŸraşı verecek ve alıma geçecektir. Yani sermaye piyasasında geçerli olan “Herkes satarken al, herkes alırken sat” kuralı bir kez daha iÅŸleyecektir. Bu kuralı harfiyen yerine getiren ilk yatırımcılar da şüphesiz yabancı yatırımcılar olacaktır. Bu nedenle, borsada yatırım yapan yatırımcıların çok dikkatli bir ÅŸekilde yabancı yatırımcıların hareketini izlemesinde fayda var.
Yabancıların payı yüzde 51’I geçer
Yabancı yatırımcılar, 80 milyar doları aÅŸan toplam piyasa deÄŸerinin 40 milyar dolarlık kısmını zaten ellerinde bulunduruyorlardı. Kasım ayından itibaren bu miktarın 50 milyar dolara yaklaÅŸması bekleniyor. Genel kanaat hem yabancı yatırımcıların Takasbank nezdinde, İMKB 100 Endeksi’nde sahip olduÄŸu hisse senedi oranın yüzde 51’in üzerine çıkması, hem de İMKB 100 Endeksi’ndeki artışa baÄŸlı olarak toplam piyasa deÄŸerinin 100 milyar doları aÅŸması yönünde. GeçtiÄŸimiz ayların istatistiki verilerine bakıldığı zaman açıkça görüldüğü gibi yabancı yatırımcıların Takasbank nezdindeki saklama payı İMKB 100 Endeksi’ne paralel ama ondan bir adım önde gittiÄŸi. Yani yabancı yatırımcıların İMKB’deki trendi belirleyen en önemli faktor olduÄŸudur.
Borsayı neler etkilemeyecek
Dünya piyasalarının aksine İMKB 100 Endeksi, kendi iç dinamiklerine baÄŸlı olarak bir trend izledi ve izlemeye devam edecek. GeçtiÄŸimiz iki ay içinde dünya petrol fiyatlarında yaÅŸanan patlama ve buna baÄŸlı olarak uluslararası piyasalarda yaÅŸanan gerileme İMKB - 100 Endeksi’ne uÄŸramadı bile. Kasım ayında da aynı ÅŸey olacak. Borsacılara göre fiyatlardaki yangının kalıcı bir ÅŸekilde söndürülememiÅŸ olması, uluslararası petrol piyasa faktörünün de devam edeceÄŸini iÅŸaret ediyor. Özellikle geçtiÄŸimiz ay içinde Avrupa borsalarını vuran petrol faktörünün, kasım ayında maliyet oluÅŸturmak için borsada kullanılabileceÄŸi olasılıklar arasında. Aynı ÅŸekilde Kasım ayı içinde baÅŸta Fransa olmak üzere AB üyesi ülkelerden çıkacak “referandum” ÅŸeklindeki akortsuz seslerin, yeni yükseliÅŸ trendinde maliyet oluÅŸturma amacıyla kullanılabileceÄŸi gibi.
Hükümetin makro ekonomik çalışmaları da, borsa yatırımcıları tarafından dikkate alınmayacak önemli gelişmelerden biri olacak. 2005 yılı cari açığını ve bütçe denkliğini yakından ilgilendiren bu etkinin yüksek olmayacağının altı çizmekte yarar var. Ne memur maaşlarının bütçeye getireceği ek yük, ne de genel bütçe çalışmaları, borsa yatırımcıları tarafından ikincil faktörler olarak ele alınacaktır. Eğer bütçe IMF ile yapılan görüşmeler paralelinde sağlıklı şekilde hazırlanırsa, piyasadaki iyimserliğin daha erken başlama ihtimali yüksek.
“Fırsatlar ülkesi Türkiye”
Devlet Bakanı Ali Babacan, önümüzdeki üç yılı kapsayacak yeni ekonomik programda AB'den gelebilecek olası maddi kaynakların dikkate alınmadığını söyledi. Babacan, zina tartışmasına da üstü kapalı şekilde, "Ne yaptıysak, inandığımız için yaptık" sözleriyle katıldı.
DEVLET Bakanı Ali Babacan, hazırlanmakta olan 2005-2007 dönemini kapsayan üç yıllık ekonomik programın, AB Katılım Öncesi Ekonomik Program'ın aynısı olduğunu ve programı AB yetkililerine 1 Ekim-1 Aralık tarihleri arasında teslim edeceklerini açıkladı.
Yeni programda, AB'den gelecek olası bir maddi kaynağın dikkate alınmadığını ve yapısal reform odaklı olacağını söyleyen Babacan "Yeni program, kamu borç stokunun GSMH'ye oranını yüzde 60'ların altına inmesini garanti edecek bir program olacak. Petrol fiyatları, faizler gibi dış etkenlere rağmen borç stoku düşecek" diye konuştu.
Hollanda Büyükelçiliği ile TÜGİAD'ın birlikte düzenlediği "Fırsatlar Ülkesi Türkiye" konulu seminerde konuşan Babacan'ın, AB-Türkiye ilişkilerine zina tartışmalarının damgasını vurduğu bugünlerde, "Ne yaptıysak inandığımız için yaptık, inanmadığımız hiçbir şeyi yapmadık" mesajını vermesi dikkat çekti. Babacan, yeni programın çerçevesini şöyle çizdi:
"Yeni program, bir iki yıl değil, 10-15 yıl boyunca sürdürülebilecek bir büyümeyi öngörüyor. Yeni program, borç stokuyla ilgili endişelerin azalacağı, faizlerin düşeceği bir ortam yaratacak. Vergi reformu, kayıt dışıyla mücadele, sosyal güvenlik reformu ve tarımla ilgili destek politikaları, yapısal reformların en önemli unsurlarını oluşturuyor.Sosyal güvenlik ve tarımda Avrupa'nın düştüğü hatalara düşmek istemiyoruz. Bankacılıkta çok önemli adımlar atacağız."
AB'nin giderek Türkiye'nin potansiyelinin daha çok farkına vardığını ve Türkiye'ye ilişkin algılamanın son iki yılda çok değiştiğini söyleyen Babacan, şöyle dedi: "Türkiye demokratikleşme, özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve piyasa ekonomisi alanlarında çok önemli adımlar attı. Biz bu değişimleri inandığımız için yaptık. İnanmadığımız hiçbir şeyi yapmadık. Tam üyelik zamanı geldiğinde, Türkiye AB'ye üye olmayı ne kadar istiyorsa AB daha fazla isteyecek."
Yabancı diplomatlar Babacan'ı sıkıştırdı
DİPLOMATİK misyon temsilcileri "Fırsatlar Ülkesi Türkiye" seminerinin kapalı oturumunda Ali Babacan'ı sıkıştırdı. Sorular ve Babacan'ın yanıtları şöyle:
Soru (Avusturya Büyükelçilik yetkilisi): IMF'ye olan borçlarınızın ödenmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Cevap: 21.5 milyar dolar borç var. Biz 2003'den itibaren daha fazla anapara ödedik. Şu anda da 5.5 milyar dolar ödeyip, bunun yarısından az kullanacağız. Bundan sonraki yıllarda da bu böyle olacak. Anaparayı daha çok ödeyip daha az borç kullanacağız.
Soru (Yunanistan Büyükelçilik Ticari Ataşesi Konstantinos Koutrastras): Bölgelerarası gelişmişlik farkını nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?
Cevap: Bölgesel kalkınma ajansları kuruyoruz. Ayrıca vergi sisteminin bölgelere göre daha adil olmasını sağlayacak değişiklikler yapacağız.
Soru (İtalya Büyükelçilik Ticari Ataşesi Andera Canepari): Mart ayında düzenlenen Yatırım Danışma Konseyi tekrarlanacak mı?
Cevap: Gelecek mart ayında tekrar yapacağız. Ayrıca Yatırım Promosyon Ajansı kuruluyor. Bu ajans daha önce programa aldığımız şeklinden daha farklı biçimde kuruluyor.
AB'ye üyelik size yılda 4 milyar Euro yatırım çeker
ABN Amro Bank'ın Türkiye Temsilcisi Tom Zwaan, AB'ye tam üyeliğin Türkiye'ye 4 milyar Euro'luk doğrudan yabancı sermaye akışını sağlayacağını söyledi.
Zwaan, "Fırsatlar Ülkesi Türkiye" konulu seminerde "Boğazın Ötesindeki Fırsatlar" başlıklı bir sunum yaptı. Türkiye'nin AB üyeliği halinde 4 milyar Euro'luk bir doğrudan yabancı yatırım imkanına kavuşacağını söyleyen Zwaan, Güney Avrupa ülkelerinin AB üyeliğinden sonra yatırımlarını ikiye, Orta Avrupa ülkelerinin ise üçe katladığını anlattı. AB içi ticaretin, gümrük vergisi olmaması, AB fonlarından yararlanılması gibi iki konuda önem taşıdığını vurgulayan Zwaan, Türkiye'de gelir ve kurumlar vergisi oranlarının çok yüksek olduğunu, bu vergilerin yabancı yatırımcı nezdinde caydırıcı olduğunu kaydetti. Zwann, Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapacak çok uluslu şirketler için caydırıcı olan diğer önemli iki engeli ise kayıtdışı ekonomi ve fikri mülkiyet hakları olduğunu açıkladı.
Vizesiz Avrupa Vizyonu
21 Haziran 2004 Pazartesi günü TÜGİAD tarafından düzenlenen“ Avrupa BirliÄŸi Nezdinde İş Dünyamızın Kazanılmış Hakları” konulu panelde AB-Türkiye ortaklık hukuku muktesabatı, vizesiz Avrupa konusu, hukuki dayanaklar ve iÅŸ adamlarımızın bu mevcut hakkı nasıl uygulamaya aktarabileceÄŸi sorusuna yanıt arandı.
Toplantıya Hamburg Ekonomi ve Siyaset Bilimi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hans Gerwin Burgbacher ve Avrupa Türkiye Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Harun Gümrükçü konuşmacı olarak katıldı.
YoÄŸun ilgi gören panelin açılış konuÅŸmasını yapan TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı Türkiye’nin süratle zenginleÅŸmesi gerektiÄŸini, bölge ve dünya barışı için de buna ihtiyaç bulunduÄŸunu dile getirdi. Saraylı “Ülkemize güveniyoruz, ancak bu ideali gerçekleÅŸtirmede bazı engellerle karşılaşıyoruz. Türkiye’nin 1973 yılında Avrupa Ekonomik TopluluÄŸu (AET) ile imzaladığı katma protokolde Türk vatandaÅŸların haklarının kısıtlanamayacağı ibaresi vardı. Oysa bugün vatandaÅŸlarımız vize engeliyle karşılaşıyor. Bu konu bizim için ciddi bir maÄŸduriyet sebebi” dedi.
TÜGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Merih Alanyalı da, Avrupa Hukuku kapsamında hakların geri alınmasıyla ilgili olarak 22 davanın karara baÄŸlandığını, ancak bu sayının 150-200’lere ulaÅŸması gerektiÄŸini söyledi. Alanyalı, katma protokolle kazanılan haklarda geriye gidiÅŸ olduÄŸunu söyleyerek “Haklarımızı ÅŸiddetle talep etmemiz gerekiyor” dedi.
Prof. Dr. Burgbacher’in Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın yapısı, iÅŸleyiÅŸ ve dava ÅŸekilleri konusunda bilgi verdiÄŸi toplantıda, Doç. Dr. Harun Gümrükçü ise iÅŸ adamlarının A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Hukuku’na göre mevcut haklarının uygulamaya nasıl aktarılabileceÄŸinin yollarını anlattı.
Doç. Dr. Gümrükçü, "Standstill-Klausel" yani "Mevcut Durumu Geriye DoÄŸru KötüleÅŸtirme Yasağı" kuralının Türkiye ve Avrupa’daki iÅŸ adamlarımız açısından büyük önem taşıdığını belirtmektedir. Doç. Dr. Harun Gümrükçü’nün “Vizesiz Avrupa” ile ilgili olarak yaptığı konuÅŸma özet olarak ÅŸu bilgileri içeriyor.
“Standstill-Klausel kuralı, iÅŸ adamlarımız açısından 1973 yılındaki AB üyesi ülkelerle olan ticari iliÅŸkilerindeki durum ne ise, bunların geriye doÄŸru daha kötüye götürülemeyeceÄŸini, hatta ÅŸartların daha da iyileÅŸtirilmesi gerektiÄŸini Topluluk Hukuku açısından ortaya koymaktadır. EÄŸer bu ÅŸekilde kötüleÅŸtirmeler/kısıtlamalar varsa, bunların ortadan kaldırılması için Avrupa TopluluÄŸu Adalet Divanı’nda (ATAD) dava açma hakkı bulunmaktadır. 1973 yılında mevcut olmayan, fakat daha sonra uygulanmaya baÅŸlanılan Türk iÅŸadamlarına AB Üyesi ülkeler tarafından vize uygulamasının "Standstill-Klausel" kuralı gereÄŸi hukuken mümkün olmayan bir uygulama olduÄŸu, dolayısı ile ATAD açısından hukuken geçersiz olduÄŸu gerekçeleriyle ortaya konulacaktır.
Bu bilgilerin ışığında;
. Avrupa TopluluÄŸu Adalet Divanı´nın “hukuk koyma”, “hukuk geliÅŸtirme”, “hukuka uygunluÄŸu güvence altına alma” gibi iÅŸlevleri vardır. AB sisteminin varlığının, iÅŸlerliÄŸinin ve devamının en önemli motoru bu mahkemedir.
.ATAD´ın diğer uluslararası mahkemelerden (örneğin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Birleşmiş Milletler`in Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi v.s) farklı olarak verdiği kararlarının yaptırım gücü vardır.
. Divan kararları AB üye ülkelerini, onların ulusal mahkemelerini, tüm kamu kurum ve kuruluşlarını bağlayıcıdır. Bu mahkeme kararları ayrıca AB üye ülkelerinde doğrudan uygulanırlar ve kesin hüküm etkileri vardır. Avrupa hukukunun bir parçası olan Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve A(E)T/AB Ortaklık Konseyi Kararları hükümlerinin AB üye ülkeleri tarafından ihlal edilmesi durumunda Divan`ın işlevselleştirilmesinin yolları Türk işverenlerine de açıktır.
Hukuki Dayanakları
“Mevcut Durumu KötüleÅŸtirme Yasağı (Standstill-Klausel)” Türkiye’nin A(E)T/AB ile yaptığı anlaÅŸmalarda; Ankara AnlaÅŸması md. 13 ve 14, Katma Protokol md. 41/1 ve 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı md. 13’ te yer almaktadır. Türk iÅŸadamlarına ve serbest meslek mensuplarına AB üyesi ülkeler tarafından Vize uygulanması yukarıdaki hükümlere aykırı olduÄŸu gibi, Roma AnlaÅŸmasının 58. maddesine ve A(E)T/AB arasındaki tam üyeliÄŸe dönük ortaklık iliÅŸkisinin ruhu ile de baÄŸdaÅŸmamaktadır.
Vizesiz Avrupa Projesinin Pratik Sonuçları
Avrupa BirliÄŸi-Türkiye iliÅŸkilerinin temelini oluÅŸturan tam üyeliÄŸe dönük “ön üyelik modeli“ 40 yıllık bir geçmiÅŸe sahiptir. Bundan yola çıkarak Avrupa BirliÄŸi nezdinde doÄŸan birçok hakkımız kullanılamamaktadır. Bunlardan bazıları ÅŸunlardır:
1) Türkiye’deki iÅŸverenler isterlerse Avrupa TopluluÄŸu Adalet Divanı’nda (ATAD) dava açabilirler.
2) 1973 tarihinden itibaren İkili anlaÅŸmalarla getirilen ve Türkiye-AT-Ortaklık Hukuku’na ters düşen kısıtlamalar hukuken geçerli deÄŸildirler.
3) AB üye ülkelerinde acenta açan Türk firmalarının personeline getirilen kısıtlamalar geçerli değildir.
4) Türk iÅŸverenlerine ve serbest meslek sahiplerine uygulanan vize hukuken geçerli deÄŸildir. (Türkiye’de bazı çevreler bu vizenin kalkmasına karşıdırlar.)
5) Türkiye-AB arasında gerçekleÅŸmesi kararlaÅŸtırılan 'hizmetler sektörü için serbest dolaşım hakkı’ bir an önce uygulamaya konulmalıdır. Bu yolla da diÄŸer hizmet sektörlerinin yanında taşımacılık sektörünün de tüm sorunları çözüme kavuÅŸturulur.
Yukarda sayılan ve benzeri konular rasyonel düşünce ışığı altında ve bilimsel kriterlere göre analiz edildiÄŸinde, Türkiye’nin AB ile olan iliÅŸkilerinde 'sadece sorgulanan deÄŸil, aynı zamanda sorgulayan ülke’ durumunda olması gerekliliÄŸi ortaya çıkmış olacaktır.”
Hamburg Ekonomi ve Siyaset Bilimi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölüm BaÅŸkanı Prof. Dr. Hans Gerwin Burgbacher de Türkiye’nin AB’ye girme konusunda gönüllü tek ülke olduÄŸunu, bunun için 15 yıldır çalıştığını söyledi.
Burgbacher, Türkiye’nin kendisinden istenilen ÅŸeyleri yerine getirdiÄŸini, AB’den de bazı talepler olması gerektiÄŸine dikkat çekerek, politik müzakere sürecinde taleplerin çok iyi ortaya konulmasının önemini vurguladı.
TÜGİAD’dan Avrupa’ya “Kalbinizi Açın” kampanyası...
TÜGİAD, Avrupa’da Türkiye hakkındaki yanlış önyargıları kırmak ve AB kamuoyunda etkin bir destek oluÅŸturmak amacıyla “Open Your Heart-Kalbinizi Açın” mesajının verildiÄŸi kampanya baÅŸlattı..
TÜGİAD, Avrupa’da Türkiye hakkındaki yanlış önyargıları kırmak ve AB kamuoyunda etkin bir destek oluÅŸturmak amacıyla “Open Your Heart-Kalbinizi Açın” mesajının verildiÄŸi kampanya baÅŸlattı..
Türkiye Genç İşadamları DerneÄŸi (TÜGİAD), Avrupa’da Türkiye hakkındaki yanlış önyargıları kırmak ve AB kamuoyunda etkin bir destek oluÅŸturmak amacıyla “Open Your Heart -Kalbinizi Açın” mesajının verildiÄŸi kampanya baÅŸlattı. Kampanya, üzerinde söz konusu mesajın yazılı olduÄŸu ay yıldızlı AB bayrağının bulunduÄŸu logo ile destekleniyor. Logo, Avrupa’ya giden kargo ve posta gönderileri, konteynerler, gemiler ve diÄŸer ulaşım araçları ile dijital ortamda kullanılacak.
TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, kampanyaya iliÅŸkin düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuÅŸmada, toplam 9 milyar dolar ciro, 3 milyar dolarlık ihracat ve 150 bin kiÅŸilik istihdam yaratan derneÄŸin Türkiye’nin sorunlarına iliÅŸkin belli bir bakış açısı bulunduÄŸunu, dolayısıyla AB ile ilgili de önemli çalışmalar yaptıklarını belirtti. Saraylı, AB ile ilgili alternatif stratejiler üretilmesinin önemine iÅŸaret ederek, özellikle bilim ve hukuk dünyasının bu konuda daha fazla aktif olması gerektiÄŸini ifade etti. AB ile ilgili Türkiye’nin kendini anlatma ihtiyacı olduÄŸuna inandıklarını dile getiren Saraylı, Avrupa’daki genç iÅŸadamlarının kurduÄŸu derneklerle olan görüşmelerde ve Avrupa ülkelerine gerçekleÅŸtirdikleri seyahatlerde Türkiye’ye karşı yanlış önyargıların bulunduÄŸunu gözlediklerini anlattı. Bu nedenle AB kamuoyuna yönelik, Türkiye ile ilgili önyargıların kırılması amacıyla “Open Your Heart” mesajının verildiÄŸi bir kampanya baÅŸlattıklarını belirten Saraylı, kampanyanın mesajın yazılı olduÄŸu ay yıldızlı AB bayraklı logoyla desteklendiÄŸini kaydetti.
Aralık ayında AB’nin Türkiye’ye müzakere tarihi vereceÄŸine inandıklarını belirten TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, “Uluslararası İliÅŸkiler Komisyonumuz tarafından yürütülen bu çalışma tümüyle sivil bir inisiyatif. Logomuzun tasarımı üyemiz Koray TaÅŸtan’ın ajans baÅŸkanı olduÄŸu Smart Tanıtım’a ait. “Open your heart” mesajının bulunduÄŸu logonun öncelikle yurtdışına giden üyelerimizin araçlarıyla baÅŸlamasını öngörüyoruz. Gemi ve kara taşımacısı arkadaÅŸlarımızın araçlarına etiket ÅŸeklinde koyuyoruz. İlk uygulamayı da yine derneÄŸimiz üyesi AltuÄŸ Süzer’in firması CASPI Denizcilik, kendine ait gemilerde baÅŸlattı” dedi.
TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, özellikle gemilerin dolaÅŸtığı limanlardan çok olumlu tepkiler aldıklarını hatta Avrupa’daki yerel basında kampanyanın haber olduÄŸunu belirtti. Murat Saraylı, sivil bir hareket olarak nitelendirdikleri bu kampanyanın TÜGİAD dışında da isteyen her kurum, kuruluÅŸ ve kiÅŸilerin kullanımına açık olduÄŸunu ve ÅŸimdiden kullanımlarla ilgili teyitler aldıklarını söyledi.
Saraylı logoda kullanılan ay yıldızlı AB bayrağının hukuki açıdan sorun yaratıp yaratmayacağı sorusu üzerine, bayrağın hukukiliğiyle ilgili çalışma yürüttüklerini ve patent için başvuru yaptıklarını ifade ederek, logonun şu anda uluslararası sularda dolaştığını anlattı.
”Logo, Prodi’nin masasına gitti“
Logonun tamamen sivil bi inisiyatifin ürünü olduÄŸunu ifade eden TÜGİAD BaÅŸkanı “Logo zaten 2 ay önce Sayın Prodi’nin masasına gitti. Yani doÄŸal bir süreçten geçiyor. Åžimdiye kadar gayri kanuni olduÄŸuna dair hiç bir durumla karşılaÅŸmadık” dedi.
Toplantıda kampanya ile ilgili sunumu gerçekleÅŸtiren TÜGİAD Uluslararası İliÅŸkiler Komisyonu BaÅŸkanı Koray TaÅŸtan ise, kampanya ile Türkiye’nin üyelik sürecinin AB gündemine girmesi ve kamuoyunda etkin bir desteÄŸin oluÅŸturulmasına katkıda bulunmayı amaçladıklarını vurguladı.
Avrupa’da özellikle kültürel ve dini bazı önyargıların öne çıktığına dikkat çeken TaÅŸtan, görsel anlatımla vurgulamaya çalıştıkları logonun web siteleri, e-mail adresleri, ÅŸapka ve tişörtlerde de kullanılabileceÄŸini belirtti.
Kampanyaya Avrupa ile bağlantılı çalışan şu firmalar katılıyor;Alanyalı&Alanyalı, Alçıbay, Ankara Sigorta, Aras Kargo, Bavet İlaç, Baymak, Baylas Otomotiv-Citroen, Baytur-Subaru, Yokohama, Baytravel, Caspi Cargo, Çekimalanı, Eku Fren Kampana, Elektromak Büro Makinaları, Entegre Yapı Kimyasalları, Es Yatırım, Express Kargo, FedEX Express, Fentra Yapı, Genart, Gemi Kumanyacıları Derneği, Gimaş, Holiday Republic, Komtaş Bilgi Yönetimi Danışmanlık, Küçükçalık Tekstil, Ladin Fuarcılık, Mobilera, Ode Yalıtım, Öz-Ak Tarım ve Gıda, Panel Elektro, Seta Tekstil ve Geri Dönüşüm, Smart Tanıtım, Türksped, Türteks, Geopost-Yurtiçi Kargo
TÜGİAD Avrupalı genç iÅŸadamlarını Antalya’da ağırladı
TÜGİAD’ın 1994 yılında üye olduÄŸu ve 3 yıldır BaÅŸkan Yardımcılığı görevini üstlendiÄŸi Avrupa Genç İşadamları Konfederasyonu (YES for Europe), BaÅŸkanlar Toplantısı, 23-26 Eylül 2004 tarihleri arasında Antalya’da yapıldı.
35 bin üyesiyle Avrupa’daki genç giriÅŸimcilerin temel kurumu niteliÄŸi taşıyan YES for Europe BaÅŸkanlar toplantısı, TÜGİAD’ın ev sahipliÄŸinde Antalya Hillside Su Oteli’nde gerçekleÅŸti.
Almanya, Avusturya, İtalya, İspanya, Slovakya, Hollanda, Portekiz, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’tan genç iÅŸadamları derneklerinin baÅŸkanlarının katıldığı toplantı AB müzakere süreci öncesinde bir kez daha Türkiye’nin tanıtımı açısından önem taşıyor.
YES for Europe BaÅŸkanlar Toplantısı kapsamında 25 Eylül 2004 Cumartesi günü Antalya Belediye BaÅŸkanı Menderes Türel’in konuk konuÅŸmacı olduÄŸu bir toplantı da gerçekleÅŸtirildi. Antalya Belediye BaÅŸkanı, dünya turizm sektöründe Türkiye’nin durumu, Türk ekonomisinde turizmin yeri ve Antalya’nın turizm açısından önemi konulu bir konuÅŸma yaptı.
Antalya’daki toplantıya ev sahipliÄŸi yapan TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, Avrupa’da Türkiye hakkında görüşü olan 3 kategoride insanlarla karşılaÅŸtıkları belirterek şöyle konuÅŸtu.
“Avrupa’da Türkiye’yi çok iyi bilen, ekonomik, ticari ve kültürel olarak bölgede ve Türkiye’de özellikle üçüncü ülkelerde iÅŸ yaptıklarında avantajları da çok iyi bilen ve Türkiye’nin içinde olduÄŸu Avrupa’nın getirilerini bilenler var.
Bunların yanında Türkiye’ye ön yargılı ancak dinlemeye açık olanlar da bulunuyor. Türkiye’nin gerek mevcut, gerekse gelecek nüfusuyla, vücut dillerini çok iyi bildiÄŸimiz coÄŸrafyamızla, kendimize biçtiÄŸimiz medeniyetleri buluÅŸturma misyonumuzla anlattıklarımızı dinleyenler var. Bunlarla karşılıklı görüş alışveriÅŸiyle daha güçlü bir Avrupa ve daha refah dünya için ortak noktada buluÅŸabiliyoruz.
Üçüncü kategoride ise Türkiye’ye önyargılı ve dinleme sabrı göstermeyen kesim olduÄŸuna iÅŸaret eden Murat Saraylı, “Bizi mutlu eden her geçen gün bu kiÅŸilerle bir arada olduÄŸumuz ortamların artması ve birbirimizi birebir tanıma imkanlarının olduÄŸu ortamlara kavuÅŸabilmemizdir” dedi.
Maddi, manevi, yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla, Türkiye’nin geleceÄŸine ve insanına güvendiklerini vurgulayan Saraylı, “Bir medeniyet projesi olarak gördüğümüz AB’nin geleceÄŸine katkımız olacağını biliyoruz. Avrupa Genç İşadamları Konfederasyonu’nun Antalya’da ev sahipliÄŸimizde gerçekleÅŸen toplantılarında bu duygu ve düşüncelerimizi diÄŸer örgütlerle paylaşıp, barış içinde bir bölge, barış içinde bir dünyaya hizmet edecek, içinde Türkiye’nin de olduÄŸu global ölçekte güçlü Avrupa için giriÅŸimlerde bulunduk” dedi.
Avrupa’daki giriÅŸimcilik kavramını ekonomik ve sosyal olarak daha iÅŸlevsel hale getirmek amacıyla kurulan YES for Europe, 35 bin üyesiyle AB içinde çok etkili bir kurum. Almanya, Avusturya, İtalya, İspanya, Slovakya, Hollanda, Türkiye, Portekiz, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın üye olduÄŸu konfederasyon, bu ülkelerin endüstri, ticaret ve hizmet alanında faaliyet gösteren genç giriÅŸimci kuruluÅŸlardan oluÅŸuyor.
“İSO’nun 2003 yılı 500 büyük sanayi kuruluÅŸu sıralamasında 57 TÜGİAD üyesi yer aldı...
İstanbul Sanayi Odası’nın geleneksel “500 Büyük Sanayi KuruluÅŸu” sırasında 2003 yılında 57 TÜGİAD üyesinin firması yer aldı. Bu baÅŸarıdan büyük memnuniyet duyduÄŸunu ifade eden TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 2001 yılında yaÅŸadığı ağır ekonomik krizden sonra büyük fedakarlık ve inançla gösterilen bu baÅŸarı bizler için övünç kaynağı olmuÅŸtur. Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerle birlikte bizlere düşen görev bu baÅŸarıyı kalıcı hale getirme ve uluslar arası rekabet gücümüzü artırmak olmalıdır. Bu baÅŸarıların artarak devam edeceÄŸine olan inancımla arkadaÅŸlarımı yürekten kutluyorum” dedi.
Petrol yine sınırları zorluyor!
Yaz baÅŸlangıcında ABD’nin Irak’ta yaÅŸadığı sorunlar ve Suudi Arabistan’daki terör tehdidi ile global ekonomide tedirginlik yaratan petrol fiyatları, Eylül ayı sonunda yeniden yükseliÅŸe geçti ve uluslararası borsalarda 54 dolar seviyesine ulaÅŸtı. Özellikle OPEC içerisinde ve stoklarda yaÅŸanan belirsizlikler; Nijerya, Irak, Venezuella, Rusya ve Suudi Arabistan’da yaÅŸanan tedirginlikler, petrol fiyatlarının yüksek seyretmesine yol açtı. OPEC içinde petrol ihracatı yapan en büyük 5. ülke olan Nijerya’daki terörist grupların hükümete karşı tehditlerinin getirdiÄŸi gerginlik, OPEC tarafındaki sıkıntıların kaynağı olarak gösterilirken, Rusya’da yaÅŸanan Yukos krizi ve ABD’nin petrol rezervlerindeki gerileme de bir diÄŸer neden olarak karşımıza çıkıyor.
Tüm bu geliÅŸmelere baktığımızda, petrol fiyatlarındaki yükseliÅŸ konjonktüre baÄŸlı olumsuzluklardan etkilenmiÅŸ gibi görülse de aslında fiyatların artmasında ve daha yüksek rakamlara doÄŸru yol alabilecek olmasının temelinde, ABD’deki seçim süreci ve Irak’ta yaÅŸananlar ile Çin ve Hindistan’ın yüksek petrol talebinin yer aldığı görülüyor. Bütün bu nedenlere dayalı olarak petrol fiyatları önce 50 USD sınırını aÅŸtı, ardından da 55 USD fiyatına ulaÅŸtı. Bu fiyatlar ise New York Borsası’nda son 21 yılın en yüksek fiyatları olarak göze çarpıyor.
Yüksek enerji maliyetlerinin dünya ekonomik büyümesini olumsuz etkileyeceÄŸini açıklayan yatırım bankası Morgan Stanley, daha önce yüzde 3.9 olarak açıkladığı 2005 global ekonomik büyüme tahminini yüzde 3.6'ya düşürdü. ABD'li diÄŸer büyük yatırım bankası J.P. Morgan ise petrol fiyatlarında bu yıl gerçekleÅŸen 20 dolarlık hızlı yükseliÅŸ nedeniyle tüketicilerin harcamalarını kısacağı uyarısında bulunarak, yüzde 4 olan 2005 global ekonomik büyüme tahminini yüzde 3.25 olarak revize etti. Petrol fiyatlarının yükseliÅŸinin ardından ABD yönetiminin ham petrol fiyatlarının gevÅŸemesi için Stratejik Petrol Rezervlerini devreye sokmayacağını söylemesi ise petrol fiyatlarının bir süre daha yükseleceÄŸini ortaya koyuyor. Analistler de petrol fiyatlarının 60 USD’ye kadar yükselebileceÄŸini belirtiyorlar.
Petrol fiyatlarındaki bu geliÅŸmeler sonucunda, dünyanın en büyük borsası konumunda olan New York'ta endeksler kapanışta geriledi. Dow Jones Endeksi 6 hafta aradan sonra ilk kez psikolojik sınır olan 10,000 puanın altına inerek 9,988 puana düştü. Londra Borsası'nda FTSE Endeksi, sabahleyin 8.1 puan azalarak 4,533.1 puan ile 3 haftanın en düşük deÄŸerine indi. Yüksek düzeyde seyreden petrol fiyatlarının, aralarında Japonya Havayolları, Honda Motor ÅŸirketlerinin de olduÄŸu bazı ÅŸirketlerin gelirlerini olumsuz yönde etkileyeceÄŸi belirtiliyor. Petrol fiyatlarının yükseliÅŸi ile birlikte petrol ithalatına bağımlı ülkelerin para birimlerinde, özellikle Japon Yen’inde dolara karşı deÄŸer kaybı yaÅŸanırken, uluslararası piyasalar da geliÅŸmelerden olumsuz etkilendi. Özellikle doların Euro karşısındaki deÄŸer kaybı son bir ayda % 20’lere ulaşırken, Japon Yeni karşısında da ciddi bir deÄŸer kaybı yaÅŸadı.
Nereye kadar yükselir?
Peki petrol fiyatları nereye kadar yükselecek, önümüzdeki dönemde dünya ekonomisi bu geliÅŸmeden ne kadar etkilenecek? Arz açısından, fiyatların yükseliÅŸine karşın OPEC’in ekstra üretime geçmiÅŸ olması ve Eylül ayında 30,5 milyon varile ulaÅŸan üretimin bir süre için daha fazla artırılmasının zor göründüğü, böylece petrol fiyatlarının arz açısından bir süre daha düşmesini saÄŸlayacak geliÅŸmelerin gerçekleÅŸmesinin güç olduÄŸu da bir gerçek.YaÅŸanan geliÅŸmeler, arz açısından petrol fiyatlarının esnekliÄŸinin çok fazla olmadığını ortaya koyuyor.
Talep yönünden duruma baktığımızda ise, özellikle Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA) geçtiÄŸimiz hafta yaptığı açıklama büyük önem taşıyan bir açıklama oldu. UEA, önümüzdeki yıl içerisinde özellikle Çin ekonomisinin yavaÅŸlayacağı ve aşırı petrol talebinin düşmesi ile fiyatların da gerileyeceÄŸi beklentisinde olduÄŸunu açıkladı. Bu yıl 2,71 milyon varil artış gösteren petrol talebinin gelecek yıl için 1,45 milyon varil olacağı tahmini de bu beklentinin temelinde yatan gerekçe olarak gösteriliyor. Öncü göstergelerin, ikinci çeyrekte yüzde 25, Temmuz'da yüzde 12 olan Çin'in petrol talebindeki artışın AÄŸustos'ta yüzde 6'ya gerilediÄŸini ortaya koyduÄŸunu bildiren UEA, daha fazla tasarrufa yönelmesini beklediÄŸi bu ülkenin, gelecek yıl günlük 6.68 milyon varil petrol tüketmesini bekliyor. ABD gibi dünyanın en büyük petrol stoklarına sahip ülkelerin stoklarının ise kendilerine dahi zor yeteceÄŸi ve bu stokların harekete geçirilmeyeceÄŸinin açıklanması da fiyatların önümüzdeki dönemde de ÅŸimdiki yüksek seviyede seyredeceÄŸini ortaya koyuyor.
Türkiye nasıl etkilenecek?
1990'lı yıllara kıyasla bugün petrol reel anlamda en az 2 misli daha pahalı duruma ulaÅŸtı. Bu seviyedeki fiyatlar ve bu durumun sürekliliÄŸi kriz nedeni olmasa da dünya ekonomisini ve Türkiye ekonomisi ile piyasalarını da ister istemez etkileyecektir. Ancak özellikle Türkiye’nin petrolü komÅŸu ülkelerden alması ve ÅŸu anda uluslararası piyasalardaki fiyatlardan 5-6 USD daha ucuza mal etmesi, Türkiye’nin temel makroekonomik hedeflerinin en azından bu yıl için fazla etkilenmeyeceÄŸi düşüncesini geçerli hale getiriyor.
DiÄŸer yandan petrol fiyatlarında ortalama 5 USD’lik bir artış ekonomik büyümeyi % 0,5 azaltırken, enflasyon oranında ise % 0,5’lik bir yükselme etkisi gösteriyor. Bu açıdan bu yıl için 37 USD ortalama petrol fiyatlarından yapılan beklenti hesaplamaları, fiyatların yüksek seyretmesi halinde önümüzdeki yıl 7-8 USD’lik bir artışa iÅŸaret ediyor. Bu da Türkiye’nin 2005 yılında petrol fiyatlarının etkisini daha fazla hissedeceÄŸini ortaya koyuyor.
Özellikle cari açığın GSMH’ın %4’lük kritik eÅŸik oranını geçtiÄŸi bugünlerde, 50 dolar civarındaki bir fiyat yıl sonuna kadar geçerli olursa Türkiye'nin 2004 yılı ham petrol ithalatı 7,5 milyar dolara ulaÅŸmış olacak. Bu da 2003 yılına kıyasla 3 milyar dolar daha yüksek bir fatura anlamına geliyor. Sektörel bazda baktığımızda ise son dönemde Türkiye’nin en yüksek ihracat hacmine sahip sektörlerinden biri olan otomotiv sektörü, fiyatların yüksek seyretmesi durumunda olumsuz etkilenecek sektörlerin başında geliyor. Bu da Türkiye’nin ihracat hacmi açısından olumsuz bir geliÅŸme olarak kabul edilebilir.
Finans piyasalarına baktığımızda ise durumun bu ÅŸekilde sürmesi halinde, geliÅŸmiÅŸ ülke ekonomilerindeki büyümenin yavaÅŸlama ihtimalinin yükseldiÄŸini görüyoruz. Petroldeki yükseliÅŸe paralel olarak geliÅŸmiÅŸ ülkeler de büyüme beklentilerini revize ediyorlar. Ancak petrol fiyatlarının daha fazla yükseleceÄŸi beklentisini dikkate aldığımızda karşımıza bir baÅŸka gerçek çıkıyor. O da Dünya Bankası'nın baÅŸ iktisatçısı François Bourguignon’un Etyopya'da yaptığı açıklamada, petrol fiyatlarının yüksek seyretmesinin özellikle yoksul ülkelerde önemli etkilerinin olduÄŸunu, bu ülkelerin döviz rezervlerinin erimesine ve halkın alım gücünün düşmesine yol açtığını söylemesi. Türkiye’nin cari iÅŸlemler açığının yükseldiÄŸi son dönemde petrol fiyatlarındaki artış bu açığı artıracak ve bu anlamda Türkiye’nin de döviz rezervleri üzerinde etkili olacaktır. Yükselen petrol fiyatlarının yoksul ülkelerin döviz stoklarını yüzde 30 oranında eritmesi ve tüketici fiyatlarında da önemli artışlar görülmesi, Türkiye’de de tüketici fiyatları üzerinde bir baskı olup olmayacağı sorusunu sormamıza neden oluyor. Hükümetin IMF anlaÅŸmasının ardından seri zamlara hazırlandığı söylene dursun, biz enflasyon hedeflerinin çok büyük bir sapma göstermeyeceÄŸini söyleyebiliriz.
Â
HAKAN KARAMAHMUTOÄžLU
TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
FDF Kamunun Etkin Yönetimi
İş dünyası, aÄŸustos ayı ortasından bu yana, IMF ile gerçekleÅŸtirilecek yeni bir 3 yıllık programın detaylarına odaklanmış durumda. Yeni programdan beklenti, sürdürülebilir büyüme, istihdam ve Türk ÅŸirketlerinin rekabet gücünü arttırmaya yönelik yeni bir program içeriÄŸinin oluÅŸturulması. Nitekim, yeni program için temaslarda bulunan IMF Heyeti, Ankara’daki resmi çalışmalara geçmezden önce, İstanbul’da iÅŸ dünyasının nabzını tutma ihtiyacı hissetti. Rıza Moghadam baÅŸkanlığındaki heyet, Türk ekonomisinin genel durumunu, Türk halkının sosyo-ekonomik durumunu;Türk iÅŸ dünyasının 2005-2007 dönemine ve IMF’le yeni bir stand-by’a hangi gözle baktığının nabzını tuttu. Özellikle, TÜGİAD’ın üyeleri arasında gerçekleÅŸtirilen anketin sonuçları IMF Heyeti’ni etkiledi. Anketin en çarpıcı sonuçlarından birisi, ankete katılan dernek üyesi iÅŸ adamlarının ezici bir çoÄŸunluk ile, IMF ile yeni bir stand-by anlaÅŸmasını tek başına yeterli görmedikleri, AB sürecinde Türkiye’nin müzakerelere baÅŸlamasını daha anlamlı bulduklarını ve hem AB, hem de IMF süreci birlikte iÅŸlerse, Türkiye’nin önünün açılacağını dile getirmeleriydi.
Bu durum, IMF tarafının tespitlerini ve beklentilerin doÄŸrulayan bir eÄŸilimin iÅŸ dünyasında var olduÄŸunu bir bakıma teyit etmiÅŸ oldu. Çünkü, Ankara’da ekonomi bürokrasisi ve IMF çevrelerinden sızan dedikodu ve deÄŸerlendirmeler, IMF tarafının da 6 Ekim’de yayınlanacak AB Komisyonu Türkiye Raporu’ndan Türkiye ile müzakerelere baÅŸlanması tavsiyesinin çıkmasını ümit ettiÄŸi yönündeydi. IMF’in de Türkiye gibi müzakerelerin baÅŸlamasını ümit etmesinin iki temel nedeni var; birincisi, Türkiye’nin tam üyelik sürecini devam ettirmek için ekonomik disiplini bozmaması gerektiÄŸi gerçeÄŸi -ki bu IMF’in de iÅŸini kolaylaÅŸtırıyor-; ikincisi ise 2005-2007 arası uygulanacak olan yeni stand-by’da, Türkiye’nin AB fonlarından daha fazla yararlanması olasılığı. Böylece, yeni stand-by için AB süreci olmaksızın 15 milyar dolar civarında bir kaynak ayırması gereken IMF, AB süreci sayesinde bu kaynağı 10 milyar dolara kadar indirebilecek ve Türkiye bu durumda, IMF’e 3 yıl boyunca net ödeyici olacak.
AB süreci reel faizleri de düşürecek
Ekonomi yönetimi ve en az onlar kadar IMF tarafının bir baÅŸka ümidi de, AB ile Türkiye arasında müzakerelerin baÅŸlaması kararının alınması ile birlikte, Türkiye’nin iç borçlanma ve dış borçlanma reel faiz yükünün azalacak olması. Çünkü, AB ile tam üyelik için müzakerelere baÅŸlamış olan bir Türkiye’ye yönelik yerli ve yabancı yatırımcı bakışı deÄŸiÅŸmiÅŸ olacak. Bu da, Türkiye’nin iç ve dış borçlanmadan kaynaklanan yükünü hafifletmeye baÅŸlayacak. AB sürecinin, gerek ekonomi yönetimimiz, gerekse de IMF için bu derece önemli olmasının nedeni, Türkiye’nin her yıl 120 milyar dolar kamu borç stoku ve neredeyse 45 milyar dolara ulaÅŸan faiz ödemesi gerçekleÅŸtiren bir ekonomi haline gelmiÅŸ olması. Gerek ekonomi yönetimi, gerekse de IMF Heyeti, Türkiye’nin risk algılaması azaltılmadan, Türkiye’nin borç yükünü hafifletmenin mümkün olmadığını net olarak görüyorlar.
Ankara’da FDF konusundaki teknik çalışma sürüyor
Ekonomi yönetimi ise, baÅŸarıyla bitirilmekte olan stand-by çerçevesinde Kamu Faiz Dışı Fazla (FDF)/GSMH oranında yüzde 6.5 ve Bütçe Faiz Dışı Fazla(FDF)/GSMH oranında yüzde 5 olarak IMF tarafına taahhüt edilmiÅŸ olan kriterleri tutturmak amacıyla, ciddi bir çaba gösteriyor. Söz konusu oranların tutturulabilmesi için, faiz dışı harcamalarda, yani memurlara ve emeklilere yönelik maaÅŸ ödemelerinde, tarıma verilen destekte, KİT’lere yapılan transferde ve en önemli nokta olarak yatırım harcamalarında büyük bir fedakarlık yapılıyor. Bu durum, Türk halkının sosyo-ekonomik kalkınmışlığı açısından, devletin sosyal devletçilik ilkelerine yönelik harcamalarından ciddi bir fedakarlık yapıldığı anlamına geliyor. AK Parti hem ekonomik gerçekler, hem de siyasi gerekçeler ile, devletin bu tür harcamalarını bir 3 yıl daha aynı oranda kısmasının, Türk halkı nezdinde kızgınlığa yol açacağından endiÅŸe etmekte. Bu nedenle, sosyal patlama riskine baÄŸlı olarak, IMF tarafını FDF oranlarının aÅŸağı çekilmesi konusunda ikna etmeye çalışıyor.
IMF tarafı ise, gerek 120 milyar dolar seviyesindeki yıllık iç ve dış borç servisi, yani geri ödemesi ve bu ödeme içerisindeki 45 milyar dolara yaklaÅŸan faiz ödemesi nedeniyle, Türkiye’nin borçlanma ihtiyacı azalana ve Türkiye’nin her yıl gerçekleÅŸtirdiÄŸi iç ve dış borç geri ödemesi hissedilir düzeyde azalana kadar FDF’dan fedakarlık etmenin zor olduÄŸunu ifade etmekte.
2004 Bütçe FDF’sı, 2005’de kullanalıbilir mi?
Â
Ekonomi yönetimi ise, bütçe FDF performansının bu yıl beklentilerin çok üstünde gitmesi nedeniyle, 2004 yılında hedefin üzerinde saÄŸlanan faiz dışı fazlanın 2005 Bütçesinde FDF’yı azaltmak için kullanılmasını teklif ediyor. Yılın ilk 8 ayı sonunda, bütçe FDF hedefi olan 20.2 katrilyon liranın çok üstünde, 22.5 katrilyon liraya yakın bir performans yakalamış olan ekonomi yönetimi, hedefin üstündeki bu FDF baÅŸarısını, 2005 bütçesine bir ek harcama kaynağı olarak aktarmak istiyor. Bununla birlikte ekomi yönetimindeki yetkililer, IMF’nin yüzde 6.5’den taviz vermeye pek yanaÅŸmayacağını da düşünmekteler. IMF heyetinin, özellikle yatırım gerekçesiyle indirim yapılsın önerisi geldiÄŸinde “Neden bütçedeki baÅŸka kalemlerden deÄŸil de faiz dışı fazladan indirim isteniyor” ÅŸeklinde karşı çıktığı belirtiliyor. Bu nedenle, ekonami yönetimi, bir baÅŸka alternatif olarak, IMF Heyeti’ne 2004 bütçesinde hedefin üzerinde faiz dışı fazla verilmesi durumunda bu fazlanın 2005 bütçesine indirim olarak yansıtılması fikrini teklif etmeyi düşünüyorlar. Daha önce IMF ile Brezilya’da benzer bir durumun yaÅŸandığını hatırlatılıyor. Ancak, bu defa da Kamu FDF hedefi devreye giriyor. Yani, IMF Heyeti’nin FDF’daki baÅŸarının 2005 yılına aktarılmasını kabul etmesi için sadece bütçe deÄŸil, Kamu FDF’sının da hedefin üzerinde baÅŸarılması gerektiÄŸi dile getiriliyor. Bu noktada ise, Maliye Bakanlığı’nın yıl sonundaki olası yoÄŸun harcamaları nedeniyle, yüzde 6.5’in üzerine çıkılması konusunda çok umutlu olunmadığı ifade ediliyor.
Â
Stratejik KİT’ler FDF hesabından çıkarılsın
Â
Ekonomi yönetimin IMF ile gerçekleÅŸtirdiÄŸi diÄŸer bir pazarlık, Kamu FDF hesaplamasında bazı KİT’lerin hesaplarının hesaplamadan çıkarılması. Ekonomi yönetimi Telekom, BotaÅŸ, Türk Hava Yolları ve TÜPRAÅž gibi KİT’lerin faiz dışı fazla hesabının dışında tutulmasını önermiÅŸ durumda. Bu kuruluÅŸların kendini hemen ödeyen mali yapısıyla, borcun çevrilebilmesine katkı saÄŸlayacağı ve faiz dışı fazla açısından risk yaratmayacağı dile getirilmekte. Ancak, söz konusu KİT’lerin zaman zaman büyük açıklar verdiÄŸi dikkate alındığında, bu KİT’ler nedeniyle Kamu maliyesi disiplininin bozulmaması için, IMF’nin yüzde 6.5’den taviz vermeye pek yanaÅŸmayacağı da belirtiliyor.
Â
IMF’in ısrarları, AK Parti açısından ÅŸu tür bir sıkıntı yaratıyor. İfade edilen o ki, eÄŸer AB ile müzakere süreci netleÅŸir ise, önümüzdeki ilkbaharda AK Parti’nin, Meclis’teki gücünü daha da arttırmak için, AB rüzgarını arkasına alarak, erken seçime gidebileceÄŸi ihtimalleri konuÅŸuluyor. IMF tarafının FDF oranlarındaki ısrarı ise, Hükümet’e kamu harcamaları konusunda, halkın memnun edilmesi anlamında hiç açık kapı bırakmıyor. Bu nedenle, AB sürecinin netleÅŸmesi ile birlikte, ekonomi yönetimi IMF tarafını bir miktar daha düşük bir faiz dışı fazlaya ikna etme beklentisi içerisinde. Devlet Bakanı Ali Babacan ise, Türkiye’nin ekonomik istikrar konusundaki kararlığını AB tarafına net olarak göstermek adına, IMF ile yeni stand-by’ın, 17 Aralık’ta Brüksel’de gerçekleÅŸecek AB ülkelerinin devlet ve hükümet baÅŸkanlarının katılacağı ve Türkiye ile ilgili siyasi kararın alınacağı zirve öncesi, imzalanacağını açıkladı. Görünen o ki, IMF-Dünya Bankası geleneksel sonbahar yıllık toplantıları için ara verilecek olan görüşmeler, ekim ayının ikinci haftasından itibaren daha çetin pazarlıklar ile sürecek. Süreci yakından izleyelim.
Prof. Dr. KEREM ALKİN
Â
Â
Â
TÜGİAD’DA NLP SEMİNERİ
Â
Navitas NLP EÄŸitim ve Danışmanlık Kurucusu Demet Uyar Ezerler, 15 Haziran 2004 tarihinde TÜGİAD Merkezinde “NLP İle Liderlik” konulu bir sunum yaptı. YoÄŸun ilgi gören söyleÅŸide NLP’nin anlamı, liderlik ve duygusal zeka ile baÄŸlantısı ve algılama tarzları konuları paylaşıldı.
1970’li yıllarda University of California, Santa Cruz’da John Grinder ve Richard Bandler’ın çalışmalarıyla baÅŸlayan NLP, son yıllarda Türkiye’de de büyük ilgi çekmekte. Günümüzde NLP tüm dünyada kiÅŸisel geliÅŸimden iÅŸ dünyasına, satış, pazarlama, koçluk, tıp, spor ve eÄŸitim gibi pek çok alanda kullanılıyor.
NLP için, beynin kullanım kılavuzudur, bireysel gelişim ve başarı teknolojisidir, insan mükemmelliğinin bilim ve sanatıdır gibi çeşitli tanımların yapıldığını söyleyen Demet Uyar Ezerler sözlerini şöyle sürdürdü:
“NLP’nin açılımını yaparsak; nöro deneyimlerimizin yapı taÅŸlarını oluÅŸturan görme, iÅŸitme ve hissetme gibi algılama süreçlerimizi belirtiyor, linguistik sözlü ve sözsüz iletiÅŸimimizi inceliyor, programlama ise zihinsel stratejilerimizi kapsıyor.
Â
Yüksek performans için liderin yöneticilik ve liderlik rollerini dengeli bir şekilde kullanması gerekiyor. İşte NLP, bu dengenin sağlanması ve duygusal zekanın geliştirilmesi için birçok pratik teknik sunuyor.
Â
NLP’nin temelinde insanların iyi yaptıkları iÅŸleri nasıl olup da bu derece baÅŸarılı gerçekleÅŸtirdiklerini anlamak yatıyor. Buna yetkinlik modellemesi deniyor. NLP, sadece gözlemlenebilen davranışları deÄŸil, zihinsel süreçleri, düşünce ve inançları da sorguluyor. NLP bizi kısıtlayan beyin programlarımızı fark etmemizi ve  onları güçlendirici yaklaşımlarla deÄŸiÅŸtirmemizi saÄŸlıyor. NLP felsefesine göre baÅŸarının yolu öncelikle ne istediÄŸimizi tam olarak bilmekten, ardından da çevreden aldığımız geribildirimlere  sürekli açık olup aldığımız sinyallere göre davranışımızı deÄŸiÅŸtirmekten yani esneklikten geçiyor. Bunlara ek olarak karşılıklı güven ve uyuma dayalı, uzun vadeli iliÅŸkiler geliÅŸtirmek baÅŸarının son unsuru olarak karşımıza çıkıyor.
Â
NLP’nin duygusal zekamızı ve kiÅŸiler arası iletiÅŸimi geliÅŸtirmek için kullandığı bir diÄŸer teknik “temsil sistemleri”. Düşüncelerimizle baÅŸlayan iletiÅŸimi beden dilimiz, ses tonumuz ve kullandığımız sözcüklerle karşı tarafa iletiyoruz. Düşünmeye, duyularımızı içten kullanma da diyebiliriz. Herhangi bir konuÅŸmadan veya yazıdan anlam çıkarmak, deneyimlerinizi anımsamak veya bunu baÅŸkalarına aktarmak için konuyu zihnimizde ilgili duyu sistemleriyle (görme, iÅŸitme, dokunma, koklama, tatma) iÅŸliyoruz. NLP dış dünyayı algılamamızı saÄŸlayan bu beÅŸ duyuyu temsil sistemleri olarak adlandırmakta. Tercih edilen algılama kanalına göre kiÅŸiler görsel, iÅŸitsel ve dokunsal (kinestetik) olarak üçe ayırılıyor. Temsil sistemlerini ne kadar dengeli ve karşımızdaki kiÅŸiye uyum saÄŸlayacak ÅŸekilde kullanırsak iletiÅŸimdeki kopuklukları, hataları ve yanlış anlaşılmaları o derecede azaltabiliyoruz.
Â
NLP’yi kullanan bir lider, çalışanların vizyonu görmelerini, iÅŸitmelerini ve hissetmelerini saÄŸlıyor. Bunun yanı sıra müşterilerle ve çalışanlarla uyum içinde olmayı baÅŸarıyor. NLP teknikleri sayesinde etkin lider olaylara çok boyutlu bakabilmeyi ve deÄŸiÅŸime açık ve esnek olmayı öğreniyor. Bunların sonucunda çalışanlarına örnek olarak koçluk yaklaşımını sergileyebiliyor.
Â
AB Yolundaki Türkiye’de Sivil toplum örgütlerine yoÄŸun ilgi
Â
Türkiye’nin AB üyeliÄŸi konusunda AB Komisyonu’nun olumlu kararından sonra, ülkemizdeki sivil toplum örgütlerine katılım için yoÄŸum bir talep baÅŸladı. Türkiye’nin büyük ve etkili sivil toplum örgütlerinden biri olan TÜGİAD da aynı ilgiye mahzar oldu.
Â
TÜGİAD’ın yeni üyeleri yapılan bir törenle üyelik rozetlerini yakalarına taktılar. Yeni üyeler; DeÄŸer Taşımacılık’tan Abdullah DeÄŸer , Garanti Motorlu Araçlar’dan M. Bülent Bahadır, EkÅŸioÄŸlu EÄŸitim Kurumları A.Åž.’den H.Rahmi EkÅŸi, Marmara Metal Genel Müdür Yardımcısı Nihat Öner, Kale Kapı Pencere Sistemleri İşletme Müdür Yardımcısı Mevlüt Alp Gürün, Barış Kent İnÅŸaat ve Turizm’den Barış Aydın, Elmotek Elektronik Limited Åžirketi’nden Ömer Hayri Canlı ve Ant Tekstil Turizm İnÅŸaat’tan Barış Tarman, objektifler karşısında mutlu bir görüntü sergilediler.
Avrupalı Genç İşadamlarından Kuzey Kıbrıslı Genç İşadamlarına İlk Resmi Davet
TÜGİAD’ın Genel BaÅŸkan Yardımcılığı görevini yürüttüğü ve Avrupa Komisyonu’na Avrupalı genç giriÅŸimcilerin düşünce ve önerilerini sunan akredite tek organ durumunda olan Avrupa Genç İşadamları Konfederasyonu (YES for Europe)’nun yürütme kurulu toplantısına, KKTC GİAD temsilcisi ilk kez resmen davet edildi.
TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, 21-22 Mayıs tarihinde İtalya'nın Floransa ÅŸehrinde yapılan toplantının dönüşünde bir açıklama yaptı. TÜGİAD BaÅŸkanı, Kıbrıs’ta 24 Nisan 2004’te yapılan referandum sonrasındaki ilk YES for Europe toplantısına resmen davet edilen Kuzey Kıbrıs Genç İşadamları DerneÄŸi’nin, uluslararası platformlarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kabul görmesi ve yeni oluÅŸumlara önayak olması açısından önem taşıdığını belirtti. Saraylı “YES for Europe, Kuzey Kıbrıs’taki Türk giriÅŸimcilerin geliÅŸiminin ve fırsatların önündeki kısıtlamaların kaldırılması yönünde net bir görüş beyan etmiÅŸtir” dedi.
Kuzey Kıbrıs Genç İşadamları DerneÄŸi AsbaÅŸkanı Kerem Toros toplantıda yaptığı konuÅŸmada, dernek olarak referandumda “Evet” kampanyası yaptıklarını ve baÅŸarılı olduklarını kaydederek, Kıbrıs sorunu nedeniyle iÅŸlerini geliÅŸtiremediklerini ifade etti. Kerem Toros, bu toplantıda YES for Europe üyesi ülkelerin delegasyonları ile kurulan iyi iliÅŸkilerin yanı sıra Güney Kıbrıs temsilcisi ile sıcak bir dostluk kurduklarını sözlerine ekledi.
Avrupa’daki giriÅŸimcilik kavramını ekonomik ve sosyal olarak daha iÅŸlevsel hale getirmek amacıyla kurulan ve AB içinde çok etkin olan YES For Europe, 35 bin üyesiyle Avrupa’daki genç giriÅŸimcilerin temel kurumu niteliÄŸini taşıyor. Almanya, Avusturya, İtalya, İspanya, Slovakya, Hollanda, Türkiye, Portekiz, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın üye olduÄŸu konfederasyon, bu ülkelerin endüstri, ticaret ve hizmet alanında faaliyet gösteren genç giriÅŸimci kuruluÅŸlardan oluÅŸuyor. 3 Åžubat 1994 tarihinden bugüne YES for Europe üyesi olan TÜGİAD, 2002 yılından itibaren de baÅŸkan yardımcılığı görevini sürdürüyor.
YES For Europe BaÅŸkanı Tjark de Lange ise Kıbrıs’ta BM’in giriÅŸiminin sonuçsuz kalmasından duyduÄŸu üzüntüyü belirterek YES for Europe’un Kıbrıs sorununa katkıda bulunmaya çalıştığını ifade etti. De Lange “Ekonomik iliÅŸkiler yaratmak sorunların çözümüne katkıda bulunur. YES for Europe, iÅŸ dünyasını doÄŸrudan etkilemedikçe genellikle siyasetten uzak durur. Türk, Yunan, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs genç iÅŸadamlarını burada bir arada görmek bizi geleceÄŸe taşıyan harika bir duygu” dedi.
“İş Dünyası - Üniversite İşbirliÄŸi Projesine Katkıda Bulunanlara
 Teşekkür Plaketi...
TÜGİAD Geleneksel Salı Toplantısı ve Rozet Töreni 13 Temmuz 2004 tarihinde The Marmara Oteli’nde yapıldı.
TÜGİAD üyelerinin yoğun katılımının olduğu ve sıcak bir sohbet ortamında gerçekleşen gecede yeni üyelerin rozetleri takıldı.
Gecede ayrıca Marmara Üniversitesi ile ortak yapılan çalışma sonunda Üniversite-İş dünyası işbirliğinin pratik olarak hayata geçirilmesine katkıda bulunanlara teşekkür plaketi verildi.
TÜGİAD Yönetim Kurulu ve Girişimcilik Komisyonu üyelerinin tam kadro katıldığı geceye katılanlar arasında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Aypar Topkara Uslu, TOSYÖV İstanbul Destekleme derneği Başkanı Süleyman Karadağ ve Marmara Üniversitesi yüksek lisans öğrencileri de vardı.
TÜGİAD’dan İngiltere Ziyareti
TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı baÅŸkanlığındaki TÜGİAD heyeti, İngiliz iÅŸ dünyası temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve çeÅŸitli kurumlarla görüşmeler yapmak üzere İngiltere’ye gitti. TÜGİAD Heyeti bu görüşmeler çerçevesinde İngiltere Parlamentosu’nda iktidar ve muhalefet partilerine mensup milletvekilleri ile bir araya geldi.
7-8-9 Eylül 2004 tarihleri arasında gerçekleştirilen ziyaretin gündemini ticari işbirlikleri ve AB çalışmaları oluşturdu.
TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı, yaptığı açıklamada AB konusunda İngiltere’nin devam eden desteÄŸi ile beraber Türkiye’deki İngiliz yatırımlarının artırılmasına ve Türkiye’ye gelen turist sayısını artırmaya yönelik temaslarda bulunduklarını belirtti. Saraylı, özellikle üçüncü jenerasyon İngilizlerin uzun dönemli yaÅŸam için Türkiye’yi bir adres olarak görmeleri ve konut ağırlıklı gayrimenkul yatırımları için Türkiye’deki fırsatlarla ilgili görüş alışveriÅŸi yaptıklarını ifade etti. Murat Saraylı,Türk iÅŸ dünyası ile İngilizlerin özellikle OrtadoÄŸu, Kafkaslar ve Afrika olmak üzere üçüncü ülkelerde ortak yürütebilecekleri projeler konusunun da gündemlerinde olduklarını belirtti.
AB ile ilgili olarak Türkiye’nin kritik eÅŸiÄŸi aÅŸtığını ve üzerine düşenleri yerine getirdiÄŸini kaydeden TÜGİAD Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Murat Saraylı “Bu ziyarette adil bir karar olan müzakere tarihini beklediÄŸimiz hususundaki görüşlerimizi de paylaÅŸtık” dedi.
Â
Â
TÜGİAD 10. Olağan Genel Kurulu Yapıldı
Â
TÜGİAD (Türkiye Genç İşadamları Derneği) 10. Olağan Genel Kurul toplantısı 15 Mayıs 2004 Cumartesi günü gerçekleştirildi.
Murat Saraylı baÅŸkanlığında tek listeyle gidilen seçimde, yeni yönetim kurulu üyeleri belirlendi. TÜGİAD’ın yeni yönetim kurulu üyeleri Murat Saraylı dışında H. Merih Alanyalı, Lütfi Aygüler, Devrim Erol, Dr. İlhami Fındıkçı, Selim Gençler, A.Erim Hısım, Hakan KaramahmutoÄŸlu, Ferda KertmelioÄŸlu, Dr. Berra Kılıç, Lütfü Küçük, CoÅŸkun Pazar, Ali Türkün, Fatih Üçkuzular ve Cengizhan Yücel’den oluÅŸtu.
TÜGİAD 10.OlaÄŸan Genel Kurul Toplantısı’nda görevi 9. dönem yönetim Kurulu BaÅŸkanı Hayati Kaya’dan devralan Murat Saraylı yaptığı konuÅŸmada, kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin ve verginin tabana yayılmasının öncelik verecekleri konular arasında yer alacağını söyledi. Saraylı, Türk genç giriÅŸimcisinin bölgesel ve dünya pazarındaki ticaret hacminin artması için çalışacaklarını sözlerine ekledi. Â
Önümüzdeki dönemde öncelikli gündem maddelerinin başında Avrupa BirliÄŸi’nin geldiÄŸini belirten Murat Saraylı, “Son iki dönemdeki hükümetlerin bu konudaki iradesini ve devrim niteliÄŸindeki yasaların çıktığını görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti kurumları samimiyet sınavından geçmiÅŸtir, ÅŸimdi sıra AB kurumlarının sınavındadır.
Türk iÅŸverenlerinin, AB muktesabatı ile doÄŸmuÅŸ hakları ile ilgili iÅŸ dünyasının ve kamuoyunun daha fazla bilgi sahibi olması için faaliyet göstereceÄŸiz. Türkiye’nin müzakere tarihini alması için AB’deki karşı örgütler nezdinde çalışmalar yapacağız ” dedi.
Â
Â
BaÅŸkanlar Bursa’daydı
Â
TÜGİAD Bursa Åžubesi BaÅŸkanı Hakan Örüç’ün ev sahipliÄŸinde 15 Temmuz PerÅŸembe günü Bursa’ya gelen TÜGİAD BaÅŸkanı Murat Saraylı, Diyarbakır Belediye BaÅŸkanı Osman Baydemir, YeniÅŸehir Belediye BaÅŸkanı Bülent Cingil, GÜNGİAD (GüneydoÄŸu Genç İşadamları DerneÄŸi) BaÅŸkanı Abdülkadir Akboz ve her iki derneÄŸin yönetim kurulu ile üyelerinden oluÅŸan heyet YeÅŸim Tekstil ve Alara Tarım’ı ziyaret ettiler.
Â
TÜGİAD’ın “Türkiye’nin DoÄŸusundan Batısına Yatırım ve İstihdamın Artırılması Gereken Bölgelerinde Alınacak Yapısal Tedbirler “ konulu proje kapsamında gerçekleÅŸtirilen ziyarette heyet, firma gezisi öncesinde YeÅŸim Tekstil Genel Müdürü Åženol Åžankaya ile biraraya gelerek sektörel deÄŸerlendirme toplantısı yaptı ve karşılıklı görüş alışveriÅŸinde bulundu.Toplantının ardından hep birlikte öğle yemeÄŸi yiyen grup daha sonra da firmayı gezdi.
Â
BaÅŸkanlardan ve iÅŸadamlarından oluÅŸan heyet, YeÅŸim Tekstil’den sonra Alara Tarım Ürünleri A.Åž.’yi ziyaret ederekYönetim Kurulu BaÅŸkanı Yavuz Taner’den firma hakkında bilgi aldılar.
Â
AkÅŸam saatlerinde ziyaretlerini tamamlayan heyet, TÜGİAD’ın ev sahipliÄŸinde Çelik Palas Otel’de gerçekleÅŸtirilen yemekte TÜGİAD üyeleri ile biraraya geldiler.
Â
Keyifli Bir Haftasonu
Türkiye Genç İşadamları DerneÄŸi Bursa Åžubesi üyelerinin kurdukları dostluÄŸu ailelerinin de paylaÅŸması amacıyla 13 Haziran 2004 Pazar günü Beceren Restaurant’ta brunch gerçekleÅŸtirildi.
EÅŸleri, çocukları ve dostlarıyla birlikte olan, keyifli bir hafta sonu yaÅŸayan TÜGİAD’lılar,iÅŸ stresinden uzak güzel bir gün geçirdiler.
Â
Â
Â
Yaza Merhaba
4-20 Haziran 2004 Pazar günü, yaza merhaba demek amacıyla üyelerimizden Sn. Azmi Kelemcisoy'un çabalarıyla ve BORUSAN OTO sponsorluğunda, Wok Garden İncek'te bir araya gelerek, kendileri için hazırlanan Barbekü partisinde aynı zamanda Borusan Oto bünyesindeki BMW otomobillerle test sürüşü yaparak güzel bir hafta sonu geçirildi.
Â
Â
“KOSGEB’in trilyonları yıllarca repoda bekledi”
Â
Türkiye Genç İşadamları DerneÄŸi Bursa Åžubesi’nin 4 Temmuz 2004 tarihinde Çelik Palas Otel’de gerçekleÅŸen aylık olaÄŸan toplantısının konuÄŸu Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi GeliÅŸtirme ve Destekleme İdaresi BaÅŸkanlığı (KOSGEB) Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Erkan Gürkan oldu. KOSGEB BaÅŸkanı, küçük ve orta ölçekli iÅŸletmeleri desteklemesi için aktarılan paraların yıllarca repoda bekletildiÄŸini açıkladı.
TÜGİAD Bursa Şubesi Başkanı Hakan Örüç toplantının açılışında yaptığı konuşmasında, ekonomideki iyileşmelere rağmen, işsizliğin büyük bir sorun olarak gündemdeki yerini koruduğunu söyledi.
Örüç, enflasyondaki düşüş, ihracat artışı ve olumlu büyüme rakamlarına raÄŸmen ekonomide kırılganlığın devam ettiÄŸini kaydetti. Ekonomideki canlanmanın henüz yeterli düzeyde olmadığını belirten Örüç, “İç talep yetersiz, cari açık endiÅŸe verici boyutta, yabancı sermaye giriÅŸi çok az, iÅŸsizlik sürüyor, özelleÅŸtirmeler bir türlü yapılamıyor, iÅŸveren üzerindeki yüksek sosyal güvenlik ve vergi yükü de devam ediyor” ÅŸeklinde konuÅŸtu.  Â
Göreve geldikleri anda KOSGEB’de bir deÄŸiÅŸim süreci baÅŸlattıklarını söyleyen Erkan Gürkan, ilk olarak kurumun yıllarca repoda bekletilen kaynaklarını sanayiciye aktarma yönünde bankalarla masaya oturduklarını ve bankacılara “Bu paraları enflasyon oranında koruyun.Bunu korurken de biz sanayicimize desteklerimizi verelim ama sizden bir talebimiz daha var;enflasyonla repo arasındaki farkı sanayicimize düşük faiz olarak yansıtın.” diye konuÅŸtu.
KOBİ’lerin, uluslararası pazardaki rekabet güçlerini artırabilmenin plan ve projeleri içerisinde olduklarına dikkat çeken Gürkan,”Bunun için öncelikle teknoloji geliÅŸtirici kredilendirme prosedürünü kolaylaÅŸtırmayı hedefliyoruz.Amacımız, 48 adetten oluÅŸan baÅŸvuru kalemini, ilk etapta beÅŸ, sonraki süreçte ise iki aÅŸamaya indirebilmek.Böylelikle sanayicimize çok daha hızlı ve kaliteli hizmetin önünü açmış olacağız.KOSGEB’e kredi talebinde bulunan sanayicimiz bundan böyle haftalarca beklemeyecek.” Diye konuÅŸtu.
Türkiye genelinde  KOBİ envanteri çalışması baÅŸlattıklarına dikkat çeken Gürkan, çalışma sonunda, KOBİ’lerdeki destek ihtiyaç bilançosunu da belirleyeceklerini vurguladı.
KOBİ’lerin ekonominin lokomotif gücü olduklarına iÅŸaret eden Gürkan, nihai hedeflerinin, KOBİ’ler arasında sinerjik baÄŸ oluÅŸturmak olduÄŸunu ifade etti.
Türkiye’deki küçük ve orta boy iÅŸletmeleri, dünyayla rekabet edebilecek nitelikte refleks geliÅŸtirebilecek konuma getirmenin kararlılığında olduklarına dikkat çeken Gürkan, 2006’ya kadar olan süreçteki stratejik planlarının hazır olduÄŸunu da sözlerine ekledi.
'Cari Açık Artışı Kriz Getirebilir’
Türkiye Genç İşadamları DerneÄŸi (TÜGİAD) Bursa Åžubesi’nin yeni dönem ilk toplantısına konuk konuÅŸmacı olarak Bursa eski milletvekili İlhan Kesici katıldı.TÜGİAD üyelerinin ve diÄŸer Sivil Toplum KuruluÅŸlarını temsilcilerinin de katıldığı toplantı BaÅŸkan Hakan Örüç’ün açılış konuÅŸması ile baÅŸladı.
Dünyadaki önemli geliÅŸmelerin Türkiye’ye etkileri konusunda görüşlerini açıklayan Kesici, Büyük OrtadoÄŸu Projesine iliÅŸkin öngörülerde bulundu. Dünyanın 3 önemli toplantısının BOP etrafında ÅŸekilleneceÄŸini öne sürdü.Asıl anlamının geniÅŸletilmiÅŸ bir OrtadoÄŸu oluÅŸturmak olduÄŸunu kaydeden Kesici, “Dünyayı etkileyecek 3 önemli toplantı, içinde bulunduÄŸumuz yılda yapılacak.Bunlardan birincisi BaÅŸbakan Recep Tayip ErdoÄŸan’ın da katılacağı G8 zirvesi.Bu zirvede BOP yüksek sesle söylenmeye baÅŸlayacak.İkinci toplantı 28 Haziran’da İstanbul’da yapılacak NATO zirvesi.Bu zirvede BOP’un askeri hareketini belirleyecek projeler gündeme gelecek.Üçüncü toplantı ise projeye son rotüşların yapılacağı Avrupa BirliÄŸi zirvesi olacak” dedi.Bu 3 toplantıdan çıkacak her türlü sonucun büyük bir siyasi yetersizlik ve ekonomik zafiyet içerisinde olan Türkiye’yi etkileyeceÄŸini söyledi.
Türkiye ekonomisinde ciddi yapısal sorunlar olduÄŸunu, ekonominin son 10 yılda iki büyük krizle karşı karşıya kaldığını dile getiren Kesici, “Büyümesever ekonomi krizsever ekonomi haline geldi.Türkiye ekonomisi à |